“Ama belki hatıra defteri tutmuyorumdur.”
“Belki bu odada oturmuyorsunuz, ben de yanınızda oturmuyorum. Şüpheye aynı ölçüde açık noktalar var. Hatıra defteri tutmamak! Yoksa uzaktaki kuzenleriniz Bath’daki hayatınızın akışını nasıl anlarlar? Her gün karşılaştığınız kibarlıklar, iltifatlar gereğince nasıl anlatılır her akşam hatıra defterine not edilmezse? Çeşit çeşit albiseleriniz nasıl hatırlanır, bilhassa yüzünüzün belli bir hali, hatıra defterine sürekli başvurmadan?..
“Neden şaşırdınız beyefendi?”
“Neden olacak!” dedi delikanlı doğal sesiyle, “Cevabınız belli bir duygu uyandırmalı, şaşkınlık da gösterilmesi en kolay olanı, ayrıca ötekilerden daha az makul değil...
Güzelleşiyor olmak hayatının ilk on beş yılında sıradan görünen bir kız için beşikten beri güzel olan bir kızın tadabileceğinden daha büyük bir mutluluk taşır.
Düşünüyorum da ,belki her şey daha iyi olurdu, Yüce Tanrı bizi -ne bileyim- bitkimsi bir şey olarak yaratsaydı. Yani toprağa sıkı sıkı gömülmüş olarak. O zaman savaşlarla, sınırlarla ilgili bu saçmalıkların hiçbir önemi olmazdı.