dandini dada

dandini dada
@dandinidada
LEVAYİHİ HAYAT
10/10
·64 syf.··
Beğendi
·
2022 10. kitabı
·
8 saatte okudu
·
Okunma: 12 Ocak 2022 19:51
Meşhur Ahmet Cevdet Paşanın kızı, feminist tarih bilincinin erken örneklerinden olan ve tüm zorluklara rağmen kalemini bırakmayan klasik Türk edebiyatının kadın yazarlarından Fatma Aliye’nin yazdığı Levayih-i Hayat (hayattan sahneler)’tan bahsedeceğim. Emile Zola’nın ‘Hayvanlaşan Insan’ romanında da aynı soruyu sorarken bulmuştum kendimi: ‘Neden insan onca zamana rağmen değişmiyor? Ve artık hayatın zamansal döngüleri olduğuna inanıyorum. Belli zaman aralıklarında belirli olaylar farklı insanların hayatlarında tekerrür ediyor- ki çoğu zaman hiçbir ders almadan aynı hataları yaparak. Kitapta ise kadın ve erkeğin evlilik kurumu üzerindeki davranışsal etkilerini kadınların mektuplaşmaları üzerinden okuyucuya aktarırken içlerin vurgulanan iki durum bir hayli ilginçti. Bunlardan ilki evlilik için uygun görülen bireyin eğitim görmüş olması onun mükemmel olduğuna dair olan yanılgıyla kaplı inanç. Lakin eğitim şeklinin hiç sorgulanmaması evlilikteki iletişim sorunun en önemli etkenlerinden biri. Eğitim ailenin zorlamasıyla alınmışsa yani içselleştirilmemişse , piyano çalmasının iyi bir okuldan mezun olmasının ya da birden çok dil bilmesinin pekte bir önemli yok aslında. Günümüzde de kadına karşı şiddetin çoğu kez eğitimli bireyler tarafından gerçekleştirildiğini düşündüğümüzde çokta gerçek dışı bir tespit değil. Bir diğer husus ise kadının okuması, ekonomik özgürlüğüne ulaşması anane tabiriyle ‘altın bileziğini takması’ ki mutsuz oldukları bir hayatın içinde sıkışıp kalmayacakları bir hayat için karar alma iradesine sahip olabilsinler. O yüzden soruyorum ‘ Neden insan onca zamana rağmen değişmiyor?’
Edebiyat
Levâyih-i Hayat (Hayattan Sahneler)Fatma Aliye Hanım · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20255,2bin okunma
Reklam
Savaş ve Barış
10/10
·1808 syf.··
Beğendi
·
2021 26. kitabı
·
65 günde okudu
·
Okunma: 08 Temmuz 2021 22:15
Tolstoy’un da dediği gibi yapmacık bir alçak gönüllülük göstermeyeceğim savaş ve barış Homeros’un İlyada’sı gibi bir eserdir. Bu cümleyi kuracak bir yazar ve eser varsa bu tamda ‘Savaş ve Barış’ için olmalıdır. Napolyon savaşları üzerinde uzun çalışmalar yaptığı gerçeği kitapta öyle baskındır ki savaşı sadece Rusların gözünden değil insani duygular gözlüğü arkasından aktarır. Bu kolay olmamıştır çünkü Tolstoy önce Dekamberistlerin sürgünden dönüşünü anlatmak ister ancak bunu anlatmak için Çar II. Nicolas ‘ a karşı yapılan ayaklanmayı anlatması gerektiğini düşünür. Lakin bu ayaklanmanın da bir sebebi vardır: 1812 vatanseverlik savaşı. Adil ve tarafsız bir yazar olan Tolstoy’un Rusların zaferini tek yanlı anlatmanın kendine yakışmayacağını düşünür ve olayı 1805 yılı yani Napolyon’un Rusları alt ettiği yıllardan başlayarak anlatmaya karar verir. Orijinal metnine baktığımda kitabın başlangıç diyalogları Fransızca aktarılmaktadır. Aslında her kültürde olduğu gibi aristokratların kendilerine bir üstünlük kattığını düşünmesinden süregelen dil yozlaşmasının yansımasıdır. Rus yöneticilerinin yaşanılan her felaketin sebebini batılılaşma özentisinde görmeleri günümüzde de korktukları ve halklarına telkinde bulundukları bir gerçek sanırım. Üstünlük olarak gördükleri dilin asıl sahiplerinin yaptıklarına gelince savaşın bir facia lakin barışında ne denli zor oluğunu gösteriyor yazar. Gerçek ve kurgu karakterlerinin seçimi okuyucuyu sorgulamaya ve araştırmaya iten eşsiz bir tercih. Kitabın yaklaşık yedi farklı sonu olduğunu öğrenmek, 600 e yakın karakter ve 1808 sayfaya sığdırılan bir tarih, boşluksuz bir anlatımı sağlamaya çalışmanın en saygıya değer şekli. Silistre kuşatmasına bizzat katılmış ve Türk barutunun kokusunu ilk kez duyduğunu söyleyen Tolstoy’un betimlemelerini kendi
Tolstoy
Savaş ve Barış (2 Cilt Takım)Lev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202125,9bin okunma
10/10
·99 syf.··
Beğendi
·
2021 17. kitabı
Tanpınar’ın ifadesiyle “Efendi Paris’i Evliya Çelebi’nin Viyana’yı seyrettiği gibi Kanunî devrinin şanlı hatıraları arasından ve bir serhat mücahidinin mağrur gözü ile görmez. O, 18. asır Parisine Karlofça’nın ve Pasarofça’nın millî şuurda açtığı hazin gediklerden ve devlet işlerinde pişmiş zeki bir memurun tecrübesiyle bakar.” Özellikle ikinci Viyana kuşatmasından sonra başlayan savaş meydanındaki yenilgiler Osmanlı’da batı dünyasını araştırma düşüncesini doğurmuş ve bu yolda ilk defa Fransa’ya olağanüstü bir elçi göndermiştir. Amaç Fransa üzerinden daha fazla bilgi edinmek, iki devlet arasında dostluk bağı kurmak ve siyasi bir görev olarak addedilen Avusturya’ya karşı müttefik bir hareket imkanı bulmak. Askeri, bilim ve sanat alanındaki gelişmeleri takip için gönderilen elçimiz sanat alanında çeşmelerden,saraylardan, kadınların toplum içindeki durumundan, dönemin salgın hastalığı ve uygulanan karantinadan oldukça fazla etkilenmiş olacak ki tarihe geçen şu cümleyi kurar: ‘Dünya müslümanlar için hapishaneyken kafirler için cennettir.’ Memlekete döndüğünde verdiği bilgilerden çok etkilenen III. Ahmet Versailles Sarayına benzer saray yaptırmaya kalkar. Savaşlardaki yenilgi sebebi sarayla çözülemese de elçimizin oğlu Said efendi, İbrahim Müteferrika ile ilk matbaamızı açma hareketinin içinde yer alacaktır. Tabi bizim kadar Avrupa’da etkilenir ve yerleşik elçi göndermemiz Batı’da Turguerie akımının doğmasına vesile olur. Not1: Yeniçeri ocağının 28. ortasında bulunduğu için ismi Yirmisekiz Mehmet Çelebi olarak geçiyor. Not2: Fransa’nın başında 10 yaşındaki XV. Louis bulunduğunu da belirtmek isterim. Not3: Yirmisekiz Mehmet Çelebi Paşamızın kabri ise Yavru vatan Kıbrıs’ta bulunmaktadır.
Paris'te Bir Osmanlı SefiriYirmisekiz Mehmet Çelebi · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20231,017 okunma
10/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2021 21. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 16 Nisan 2021 22:15
Yer yüzünde insan ve devlet oldukça bir yargıçlık makamı olmaya devam edecektir. Osmanlı kadısı bir mahkeme yargıcı olduğu kadar bir noter , şehirdeki vakıfların teftişçisi ve belediye reisidir. Yargıçların dokunulmazlığı gereği ne boğdurulur ne de kılıçla siyaset tatbik ettirilir. Bu konuda #halilinalcık hocamızın bir eserinde şu anekdota yer verdiğini hatırlıyorum. Padişah bir takım görevlileri, görevlerini layıkıyla yapmadıkları takdirde şu müeyyideleri uygularım hakkınızda diye tehditler savunurken ve kadılara kan siyaseti tatbik edilemeyeceğinden dolayı rahat hareket etmemeleri için şu cümleyi kurar ‘ kadılar dahi dibekte dövülüp helak oldu’ aslında yaptıkları işin ehemmiyetine yapılan vurgudan başka bir şey değildi bu.
Hukuk ve İdare Adamı Olarak Osmanlı Devleti'nde Kadıİlber Ortaylı · Kronik Yayıncılık · 20201,535 okunma