Rüyalar,
sıklıkla tuhaf olmalarına rağmen günlük yaşamımızdan unsurları bir araya getirip onları yeni, bazen anlamsız, hatta metaforik yollardan birleştirerek bir anlatı oluşturur. Uykudaki beyin usta bir hikaye anlatıcısıdır ve bu gücü benzersiz ortamından kaynaklanır. Uyurken gözlerimiz kapalıdır, sesler kesilmiştir. Dışarıdan gelen duyusal
gürültüye kendini kapatan zihin, kendi içinden gelen imgelerle boşluğu doldurmaya başlar.
Öncelikle belirtmek isterim ki kitabı okumaya meyleden sevgili önderimizdir. Hatta cumhuriyetin kuruluşunda kitaptan esintiler de var söylentileri ile beraber iyice meraklandım. Tabi bu söylemler bende kitap için bir beklenti oluşturdu. Nasıl bir beklenti derseniz, milletimizin ve topraklarımızın vaktiyle ne zorluklardan geçmiş olduğu, cefalarını ve örnek ahlakını bulmaya yönelikti.
Kitabın yarısına kadar her şey çok iyiydi. Feride köy öğretmeni oluyor ve Anadolu’ya giderek çocuklar üzerinde yoğunlaşacak onlara ve dolaylı olarak memleketine büyük katkılar sağlayacak ümidiyle saf sevgiyi aradım. Kitabın yarısına kadar da böyleydi diyebiliriz. Köy çocuklarına yardımı hele ki Munise yi yanına alması can alıcı noktaydı. Feride karakteri de yeri gelince şımarıklığı yeri gelince ağır başlığı ile kendini sevdirdi bana. Hatta sesli güldüğüm yerleri de oldu.
Kitabın ikinci yarısında bu güzel hava bozulmaya başladı. Biraz daha ergen havalar ve aşklar işin içine girmeye başladı. Olaylar mantık çerçevesinden uzaklaşmaya ve karakterlerin yıllar sonra ani karşılaşmalar klişeye kaçmış diyebilirim. İlk karşılaşmadan sonra diğerleri de tahmin edildiği için romantik dramların klasik formüllerini barındırmış. Özellikle son çeyreğin konusu sadece aşka dönüyor. Biz halbuki sevgiyi beklemiştik ondan.
Feride karakterinin gücü, akici ve etkileyici anlatımı ve Osmanlı’nın son dönemlerini bilgi vererek anlattığı için kitap okunur ama kendinize çok bir şey katacağını sanmıyorum. Aslında duygusal bir insanım ama aşka bu kadar önem yüklemek çocuksu geliyor bana. Kaldı ki romandaki bu aşk bakışmalar ve fiziki beğenmeler sonucu oluştu.
10 üzerinden 7 olarak degerlendirdim. İyi okumalar dilerim.
Hayatın, bir felaketten sonra daima bir saadet verdiğini, o güzel darbımeselin söylediği gibi, ayın on beşi karanlıksa, on beşinin mutlaka aydınlık olacağını bilmiyor değildim. Fakat, bu mehtabın bu kadar koyu bir karanlıktan, bu kadar umulmaz bir dakikada doğacağını aklıma getiremezdim.