Eren Şengül

Seyyar Salıncaklar Üzerine.
Kipriklerim ıslak, saat gecenin dördü. Çocukken eğlenerek bindiğim atlı karınca şimdi sadece başımı döndürüyor. Tıngırdatarak zincirlerini, tekerlerini pürüzlü asfaltta sürüyerek getirirdi ihtiyar amca seyyar salıncağı sokağın başına. Binmek için sıra kapmak şöyle dursun, bazen yalnızca ihtiyarın salıncağını görmek bile dudaklarımın kenarlarının kıvrılmasına yeterdi. Sıramı beklerken başı gökte dişleriyle gökyüzünü selamlayan arkadaşlarımın saçlarının rüzgarda salınışının seyrine kapılırdım. Hepimiz mutluyduk o salıncakların tepesinde. Döndükçe tıngırdayan zincir sesleriyle boğuşurdu kahkahalarımız. Bir çocuğun sevincine ortak olmak, yapbozun tam ortasındaki eksik parçanın ta kendisi olmaktı. Kısılan gözlerin berisinde ışıl ışıl parlayan umutlar... Salıncaklar küçüldü artık, ya da uzanıp serpildik sahi. İçimizdeki çocuğun sesi kısıldı. Bu yüzden mi parkların yanından öylece savrulup geçiyor çocukluğumuzun sancısı, gölgemizin ardına utangaç ve sıkılgan sığınarak? Salıncaklar hiç küçülmesin, parklar biçare yalnızlığa gömülmeden, yapbozun parçası olsa çocuklar.. Boş kalmasın salıncaklar. Bir anlığına çocuk olsun tüm dünya, sokağın başında salıncaklı ihtiyarı gözleyen.. Sadece bugüne mahsus. Tekrar ve tekrar.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Aşk ve Aidiyet Üzerine.
Güneşle ay her döngüde ışıklarını birbirine iliştirip gözden kaybolduğunda ufukta belirinceye dek, seni düşünürüm. Bir düşünmeler alır beni iki avucunun arasına, gökyüzüne savurmak üzere titrek ve bir o kadar kırılgan.. Avuçlarının arasına düşer kalbimden bir parça böyle anlarda, güneş bulutların ardına sokuldukça utangaç bir çocuk misali; ay gözlerimin içinde seninle ışıldar. Penceremin pervazı güneş ve ay her kucaklaştığında dirseklerimin ağırlığıyla sarsılır, sana kadar uzatır bedenimi. Günün her saati, şafaktan gün batımına, akşamdan gece yarısına kadar kalbimin kapılarını çalan davetsiz bir misafir olursun. Sadece bugüne mahsus, tekrar ve tekrar.
İstanbul ve Şehrin Işıkları Üzerine.
Düpedüz yalnızım. İçime dokunuyor. Kafam çok karışık. Karman çorman. Alalı bulalı. Sevgi istiyorum. Kuşlar ötüşüyor. Bir uçak ardında beyaz bulutlar bırakıyor. Sanarsın dünyada bir başımayım. Öyle ıssız. Ama huzurlu. Ama suskun. Ruhum nefes alıyor böyle zamanlarda. Kalbim gökyüzüne açılıyor. İçime şehrin ışıkları vuruyor. Ve sokak lambasının sinekleri.. Pencerem buğulanıyor. Şehrin ışıklarına sarılacağım. Ruhum İstanbul’a boyanacak. Bugün büsbütün İstanbul olacağım.
1 Mayıs 2024 Çarşamba, Yazarın kurtuluşu üzerine günlükler.
Kaldığın yerden başlamanın bazen ılık çarşaf üstüne şefkatle düşen battaniye gibi alabildiğine ağır ve olabildiğince samimi olduğunu düşünürüm. Ben genelde hep kalırım, adımlarım bedenimden bağımsız toprağa köklerini çoktan salmış yaşlı bir ağaç kadar ağırdır. Yer yer susuz, pek tabii sert meltemlere maruz kalmış.. Ilık ve asabi meltemler yerini firari fırtınalara bıraktığında toprağımdan ayrılmış köklerim tutunacak yeni bir yaşam aramak için beni yeniden ayaklanmaya zorladı işte. Artık zamanı gelmişti. Zihnimin susuz topraklarının eşiğinden son kez gözlerimde yaşlarla ve kalbime sirayet eden zalim bir acıyla bakakaldım. Çıkarken kapıyı sessiz ve ıssız, usul usul kapatmıştım, anıları uyandırmadan, ninniler fısıldayamadan... Bu, bu eve son bakışımdı. Hoşçakal. Kalmak istersen, ya da hoş hatırlanmaya değerse tabii.. Ben şimdi, köklerimle hayata daha sıkı tutunacağım bir toprak arayışındayım. Her şeyin sonunda ve bir o kadar da başındayım. Sadece bugüne mahsus. Belki tekrar ve tekrar.
Hayata Dair
13 Aralık Salı 2022 22.44, tamahkar kucaklaşmalar üzerine. (devamlı)
Bu yılın son demlerindeyiz artık. Kiraz ağaçları çiçek açmayacak. Gözyaşları pınarlarda durmayacak. Kurşuni bir aralık gecesi son bulacak içimdeki bu hezimet. Sonbahardan arda kalan yapraklar yama olacak kalbimin sızısına. Anneler ağlamayacak daha fazla. Sarmalanmak isteyen bedenler tuvale yumuşakça dokunan fırçaların ucunda kavuşacak o tamahkar kucaklaşmalara. İnsanın ruhu renk renk dökülecek paletin en keskin çizgisine doğru. Bu habis yakarışlar içinde kaburgaların arasına dizilecek köprüler kalbimiz ardınca. Tüm bunlar olurken, sokaklar susmayacak. Sokak lambaları ışıyacak boylu boyunca, uçaklar gökyüzünde iz bırakacak yaramaz çocuklar misali. Kaldırım kenarları çiçek açmayı bırakacak, karlar altında sonsuz uykuya dalacak mezardaki tüm fani bedenler gibi. Üşürlerse üzerlerini örterim. Ağaçlar üryan, kimsesiz soyunacak acımasız kışın kollarına. Kuşlar pencere pervazında ninniler söyleyecek gecenin en ücra vaktinde. Ve ben yine aşkı çağıracağım başucuma. Her saat, her gün, her ay, nefesimin tükenip eksilmeye yakın güç bela yettiği her sene olduğu gibi o aralık gecesi de aşkın adını haykıracağım kucağımda sepet dolusu umutlarla...