Ne zaman yazmaya yeltensem ya pazar yerinde annesini kaybetmiş çocuklar gibi ürkek ve biçare kalıyor, ya da huzurevine terk edilmiş mazlum bir ihtiyar kadar yalnız.. Günlük hayatın koşuşturmacasında o kadar acımasızca savruluyor ve sürükleniyoruz ki oradan oraya; ruhumuzun gıdasını son kullanma tarihi geçmeden kullanamaz oluyoruz.
İnsanlar kendileri yaşıyor, ama başka canlıların, özellikle de onlara bağımlı olmadan yaşamak isteyen ve buna hakları olanların yaşamalarını istemiyorlardı.
Sardunyalar ve biçare dökülen yapraklar. Sarı pikeleri gökyüzüne saldım. Menekşe teyze artık cama çıkmıyor. Sahi, nedir bu gökyüzünün kasvetli varoluş sancısı? Bırak düşsün insanlar yeryüzüne. Kanatsız uçmak sandığının aksine can acıtmaz. Nasılsa güneş, açmanın yolunu daima bulur.
Tüm bunların anlamı ne? Her şey hiçliğe akıyor. Öyle bir gün gelecek ki, beni hatırlamış olanlar bile hatırlanmayacak. Her şey hiçliğe akıyor. Akılalmaz bir hiçlikten geliyoruz, bir süreliğine