Ne zaman yazmaya yeltensem ya pazar yerinde annesini kaybetmiş çocuklar gibi ürkek ve biçare kalıyor, ya da huzurevine terk edilmiş mazlum bir ihtiyar kadar yalnız.. Günlük hayatın koşuşturmacasında o kadar acımasızca savruluyor ve sürükleniyoruz ki oradan oraya; ruhumuzun gıdasını son kullanma tarihi geçmeden kullanamaz oluyoruz.
"Bugün Ağustos son demlerinde, yapraklar Eylül'ü çağırıyor. Rüzgar yüzüme buseler konduruyor, bulutlar her zamankinden biraz daha aceleci. Binalar ışıklarını söndürmüş birer birer, sokak lambaları "şimdi benim sıram." der gibi. Dünya nefesini tutmuş, kuşlar gökyüzüne salıncak kurmuş. Bu gece, kalbim bir başka atıyor. Kafesini kırıp bulutların üstünde raks etmenin derdinde.
İşte, içimde umarsızca çırpınan bir kuş var, dışarı çıkmak için can atan. Ve ben, neden böyle hissettiğimi bilmiyorum.
Ya da kim bilir, belki kabullenmek istemiyorumdur. Seneler önce parmağıma konsun diye beklediğim kuş, meğer kalbimin orta yerindeymiş. Bugüne mahsus diyerek ruhumun bahçesinde unutulmaya bıraktığım onca his, meğer bugün içinmiş.
Kalbimle aynı masadayız bugün. Baş başayız. Bu gece, o kuşu çıkartacağım kalbimden. Önce ruhumun bahçesine bırakacağım,
özgürce uçabilsin diye. Sonra kalbimi susturacağım son kez, kendi sesini duyabilsin diye. Eşiğinde kalan eski ayakkabıları atacağım, misafir edeceği kişi kalbimin yıllanmış odalarında oturmasın diye.
Pencerelerini sileceğim özenle, onu flu bir ruhtan ibaret sanmasın diye. Raflarının tozunu alacağım, aradığı kitabı başka kitaplarla karıştırmasın diye. En önemlisi, tüm bunları yapabilmek için önce kendime sevginin ve aşkın ne olduğunu hatırlatacağım ilk kez.
Kalbimin ellerinden tutacağım. Ona senelerdir çırpınan bu kuşun neden artık gitmesi gerektiğini anlatacağım.
Çünkü, yüreğim birinin yüreğine korkunç bir merak duyuyor.
Kuş, onun ruhunda salıncak kurmak istediği için bu kadar umarsız ve matemli. Hissettiklerim dilimden dökülmeye razı değil. İçimdeki bu coşkuyu ancak kuşu serbest bırakmak susturabilir.
Öyleyse, ne yapacağım? Kendimin bile adsız bıraktığı bu hislerin peşinden gerçekten gitmem gerekli mi? Nedir bana onu delicesine merak
"Bugün Ağustos son demlerinde, yapraklar Eylül'ü çağırıyor. Rüzgar yüzüme buseler konduruyor, bulutlar her zamankinden biraz daha aceleci. Binalar ışıklarını söndürmüş birer birer, sokak lambaları "şimdi benim sıram." der gibi. Dünya nefesini tutmuş, kuşlar gökyüzüne salıncak kurmuş. Bu gece, kalbim bir başka atıyor. Kafesini kırıp bulutların üstünde raks etmenin derdinde.
İşte, içimde umarsızca çırpınan bir kuş var, dışarı çıkmak için can atan. Ve ben, neden böyle hissettiğimi bilmiyorum.
Ya da kim bilir, belki kabullenmek istemiyorumdur. Seneler önce parmağıma konsun diye beklediğim kuş, meğer kalbimin orta yerindeymiş. Bugüne mahsus diyerek ruhumun bahçesinde unutulmaya bıraktığım onca his, meğer bugün içinmiş.
Kalbimle aynı masadayız bugün. Baş başayız. Bu gece, o kuşu çıkartacağım kalbimden. Önce ruhumun bahçesine bırakacağım,
özgürce uçabilsin diye. Sonra kalbimi susturacağım son kez, kendi sesini duyabilsin diye. Eşiğinde kalan eski ayakkabıları atacağım, misafir edeceği kişi kalbimin yıllanmış odalarında oturmasın diye.
Pencerelerini sileceğim özenle, onu flu bir ruhtan ibaret sanmasın diye. Raflarının tozunu alacağım, aradığı kitabı başka kitaplarla karıştırmasın diye. En önemlisi, tüm bunları yapabilmek için önce kendime sevginin ve aşkın ne olduğunu hatırlatacağım ilk kez.
Kalbimin ellerinden tutacağım. Ona senelerdir çırpınan bu kuşun neden artık gitmesi gerektiğini anlatacağım.
Çünkü, yüreğim birinin yüreğine korkunç bir merak duyuyor.
Kuş, onun ruhunda salıncak kurmak istediği için bu kadar umarsız ve matemli. Hissettiklerim dilimden dökülmeye razı değil. İçimdeki bu coşkuyu ancak kuşu serbest bırakmak susturabilir.
Öyleyse, ne yapacağım? Kendimin bile adsız bıraktığı bu hislerin peşinden gerçekten gitmem gerekli mi? Nedir bana onu delicesine merak