"Kötü bir şey var, hiç ummuyordum böyle olacağını, ama bu mektupları, bu önemli mektupları yazmayacağım artık. Mektup yazmanın o korkunç büyüsü başladı gene, ondan... Kötü geçen gecelerim büsbütün bölünüyor kesmeliyim, yazamam artık! Ah Milena! Sizin uykusuzluğunuz benimkine benzemez. Yalvarıyorum ne olur yazmayın artık!"
"Evlenmenin nedeni yalnızlıktan kurtulmaksa, ne elde edilir? Yalnızlığı yalnızlıkla birleştirmekten bir yuva kurulamaz... Birinin yalnızlığı ötekine yansır, karanlık gecelerde bile."
"Sizin de tanıdığınız birinden mektup aldım bugün, epeydir yazışmıyoruz birbirimizle, yukarıda anlattığım nedenlerden ötürü... Uykuyu kaçırmaya bire bir bu çeşit mektuplar. Kurumuş, boşalmış, insanı kamçılayan bir halde geçiyor elimize... Bir anlık sevinç yerini sonsuz acılara bırakıyor.
Kendinden geçerek okurken bir de ne görürsün? Bir damlacık uykun ayaklanıp kaçıvermiştir açık duran pencereden...
Artık bekle ki, geri gelsin! İşte bu yüzden birbirimize yazmıyorduk artık. Sürekli değil ama çok sık düşünürüm onu. Hiçbir düşünüm yeterince sürekli değildir. Ama dün gece çok düşündüm onu, saatlerce; önem verdiğim uykumun düşman saatlerini onu düşünerek uyanık geçirdim... "
"Bu mektubu yırtıp atacaktım, telgrafına karşılık vermeyecektim ama şimdi kartınla mektubun geldi; ah bu kartla mektup! Onlar da inandırmıyor, Milena, -çenem tutulsa da konuşmasam ya!- Mektup istediğine nasıl inanırım? Kimi zaman, bilmeden kendin de söylediğin gibi, senin istediğin, senin aradığın dinlenmek, rahat etmek değil mi? Oysa, bu mektuplar üzüntü verir sana, üzüntülü olduklarından üzüntü yaratırlar, karşı koyamazsın bu üzüntüye, giderek artar üzüntüsü. Ne yaparız bu kar kıyamette? Yaşamın tek çıkar yolu susmak, burada ve orda. Karalar giyecekmişiz ne çıkar, olsun? Uykumuzu daha çocuksu, daha derin kılar. Ama üzüntü demek, gece gündüz, uykuda olsun, uyanık olsun, vücuduna saplanmış bir oku taşımak demek, çekilir şey değil bu."