"Eski mektuplara dönüyorum gene. Gece yazılanlar sabah yazılanların üzüntüsünü taşıyor. Gece yazdığın bir mektupta; 'Her şey olabilir, ama beni yitirmen, bu olamaz işte!' demişsin. Bilinmez, birazcık zorlansaydı, olmayacak dediğin bu şey de olabilirdi belki, belki oldu da böyle bir zorlanma, belki başarıldı da... Ama bu son mektubun bir soluk aldırdı bana; iyi, ötekilerin altında ezilmiştim, diri diri gömülmüş gibiydim, kolumu kanadımı kıpırdatmamak zorundaydım... Öyle ya, belki de gerçekten yaşamıyorum artık. "
"Beni sana getirecek bir yol bulmuştum, karanlıktan aydınlığa kavuşacaktım. Bu yolu umutla, sevinçle kazmış, kendimden de bir şeyler katmıştım. Beni sana getirecek bu yola çıkmak üzereyken 'gelmiyorum' sözüne çarpıyorum şimdi, sendeliyorum elbet. Bir çırpıda yüreğimle açtığım bu yolu kapatmak, ağır ağır dönmek, vazgeçmek zor geliyor biraz, elbet yüreğim sızlar."
"Bütün insanlar iyidir bence, kafamla, yüreğimle inanırım iyi olduklarına, bu beni mutlu eder. Ama bedenimi inandıramam nedense, gerektiği zaman bütün insanların iyi olabileceklerine inandıramam bedenimi, ürker, siner, bu korkusundan kurtulmak için bir denemeye girişmektense saklanacak delik arar. "
"Bana her gün yazma demiştim dünkü mektubumda, bugün de aynı şeyi istiyorum senden, bu ikimiz için de daha iyi olur, hem bugün daha da direniyorum bu isteğimde, ama n'olursun Milena, sen kulak asma bana, gene her gün yaz bana, kısacık da olsa yaz, bugünkü mektubundan daha da kısa olsa, iki satır ya da bir satır, bir sözcük olsun yaz Milena...
Korkunç acılara boyun eğmek zorunda kalırım tek sözcüğünden yoksun olursam."