Bugün size çok okunan ,çok beğenilen Daisy Darker’dan bahsedeceğim.Bu ay okumak için bence en güzel zamanlar .Neden derseniz kitap tam da Cadılar Bayramı’nda ,gel git etkisiyle suların çekilip sonra da 8 saat bütün çevresinin sularla kaplandığı yazar Beatrice Darker’ın Deniz Cam’ı adındaki evinde geçiyor.
Gelenek olduğu üzere her yıl Beatrice’in doğum günü için bir araya gelen Darker ailesinin fertlerini bekleyen akıllara durgunluk veren bir dizi olayın 8 saatini okuyorsunuz arkadaşlar.Hikaye, küçüklüğünden beri kalbindeki bir rahatsızlıktan dolayı ağır yaşam mücadeleleri veren,iki ablası tarafından çeşitli zorbalıklara uğrayan ,sorumsuz anne babasının da maalesef pek ilgilenmediği,sadece Beatrice’in kıymetlisi,en küçük torunu Daisy etrafında şekilleniyor.Zaten yaşananları anlatan da yine Daisy.
Saat başı bir aile üyesinin ölümüyle sonuçlanan bu hikayede gerçekten heyecan ve gerilim dozu gayet güzel ayarlanmış.100.sayfaya geldiğimde artık finalde ne olacağına dair birçok şeyi doğru tahmin etsemde o kadar sürükleyici anlatılmıştı ki sonuna dek okumaktan geri duramadım.Bence yazarın en sürükleyici ,en başarılı kitabı.
Bazı okurlar Agatha Christie’nin On Kişiydiler romanına çok benzediği konusunda eleştirilerde bulunmuş e ama arkadaşlar zaten yazar kitabın sonlarına doğru hikayede yaşananlara bu kitabın ilham olduğunu ,klavuzluk ettiğini,aynı zamanda Daisy’nin cinayet romanlarına çok düşkün olduğunu kendisi söylüyor .
Neden eleştirdiniz ki bunu?
Neyse özetle kurgu iyi,işleniş iyi.Geçmişle şimdiki zaman arasındaki sıçramalar iyi.Ben Taş Kağıt Makas’tan daha çok sevdim.Geriye kaldı Ne Yaptığını Biliyorum.Onu da okuyunca anlatırım sizlere.
Okumak için tam zamanı.Cinayet,gizem,gerilim,aile draması severlere kesinlikle tavsiyemdir.