İlk defa Sunay Akın okuyorum ve yazarın hikaye anlatma üslubunu beğendim. Her bölümde yaşanan, anlatılan olayları birbirine bağlama şekli hoşuma gitti. Tanıdığımız yazarların, oyuncuların çocukluklarında neler ile oynadığını ve bu oyuncakları, hayatlarını nasıl etkilediğini görmek ilginç oldu. Yazarın verdiği tarihsel ve kişisel (anlatılan bölümdeki kahramanların mesela Nazım Hikmet, denizaltındaki askerlerimiz, Andersen'in Züleyha ile olan anısı ...) bilgilerin erişilmesi zor, yoğun araştırma gerektiren bir iş olduğunu düşünüyorum. Ayrıca gerçekleşen tarihi ve siyasi olaylara da değinmesi ilgimi çeken ve bende araştırma isteği uyandıran unsurlar oldu.
Kitap, benim çocukluğumda neler ile oynadığımı ve şu anki çocukların ne ile oynadıklarını düşünmeme sebep oldu. Kitaptaki tahta at bana çocukluğumda köydeki tahta sini altlığımızı hatırlattı. Kendisi katlanabilirdi ve nasıl betimleyebilirim bilmiyorum lakin açıldığında 'X' şeklinde oluyordu ve ben de arasına oturup ata biniyormuş gibi yapıyordum. Onun dışında top, uzaktan kumandalı araba, meşe (yaşadığım yerde bilyeye verilen isim :), beyblade, soda kapaklarından yaptığımız tasolarımız vardı oyuncak olarak. Öte yandan yirmili yaşların ortasında biri olarak şu anki çocukların bilgisayar ve telefon dışında ne ile oynadıklarını bilmiyorum. Sanki tek tür bir oyuncak var (bilgisayar, telefon) ve bütün oyunlar onun içinde gibi.
(Bu paragraf biraz deneysel oldu ve düşüncelerimi tam aktaramadım gibi lakin bu kısmı çıkarmak da istemedim.)
Her geçen gün, değişen nesiller boyunca oyun-oyuncak anlayışı değişiyor ve bu anlayışın değişen oyuncaklarla mı yoksa dönemin çocuklarıyla mı alakalı olduğunu bilmiyorum. Demek istediğim geçmiş zamanlarda oynanan oyuncakların bu dönemde rağbet görmemesinin sebebinin ne olduğu. Örneğin