Bir şeyin sizin için anlamı bütünüyle, yaşam deneyimlerinizin tarihi üzerine kurulmuş olan beyinsel ilişkiler ağıyla ilgilidir.
İnsanlarla yaptığınız günlük konuşmalardan kültür birikiminize kadar, yaşamınız boyunca kazandığınız bütün deneyimler, beyninizdeki mikroskobik ayrıntıları biçimlendirir. Nöral açıdan baktığında kim olduğunuz, nerde bulunmuş ve neler yapmış olduğunuza bağlıdır. Beyniniz yorulmak bilmeden biçim değiştirir ve sahip olduğu devreler sistemini sürekli olarak yeniden kurar. Deneyimleriniz benzersiz olduğundan, beyninizdeki nöral ağların içerdiği geniş ve ayrıntılı örüntüler de benzersizdir. Beyniniz yaşamınız boyunca değişmeye devam edeceğinden, kimliğiniz de aslında yer değiştiren bir hedeften farksızdır; nihai varış noktası yoktur.
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Be­yin tümörü olan herkes katliama kalkışmadığı gibi bütün erkekler de suç işlemez. Peki neden? Bir sonraki bölümde göreceğimiz gibi, bunun nedeni, genlerle çevrenin akıl almayacak karmaşıklıktaki örüntülere göre etkileşimde bulunmasıdır.27 Dolayısıyla, insan davranışları her zaman öngörülemez olarak kalacaktır. Bu indirge­nemez karmaşıklığın bazı sonuçları olacaktır: Bir kere yargıç, kür­süsünün önünde duran beynin tarihini düşünmeyecektir. Acaba anne karnındayken bir gelişim bozukluğu mu yaşanmıştı? Anne, hamilelikte kokain mi kullanmıştı? Davalı, çocukluk döneminde şiddete maruz kalmış mıydı? Rahim içi testosteron düzeyleri nor­malin üzerinde miydi? Çocuk cıvaya maruz kalıp, şiddete eğilimi­ni yüzde 2 oranında artıran küçük bir genetik değişiklik geçirmiş olabilir miydi? Bunlar ve benzeri yüzlerce başka etkenin sürekli bir etkileşim halinde olması sonucunda, yargıcın bunları birbirinden ayırıp suçtaki sorumluluğu belirleme çabası boşuna olacaktır. Bu nedenle yasal sistemin ileriye bakışlı olması zorunludur, zaten elin­den de başka türlüsü gelmez.
Sayfa 183
...bir suçlunun beynindeki sorunu ölçemiyor olsak bile, bir şeylerin ters gittiğini güvenle söyleyebiliri Ayrıntıları bilmesek de (ve hiçbir zaman bilemeyecek olsak da) kişinin eylemleri beyninde bir anormallik olduğuna dair yeterli kanıtı oluşturur. Singer’in sözleriyle “bütün nedenleri belirleyemediğimiz sürece-ki bunu da olasılıkla hiçbir zaman yapamayacağız- herkes için anormal dav­ranışlara temel oluşturacak bir nörobiyolojik gerekçe olduğunu kabul etmemiz gerekir.” Unutmayalım ki, suçlularda herhangi bir anormalliğin varlığıni çoğu zaman belirleyemeyiz. Colorado'daki Columbine Lisesi’nde gerçekleşen katliamın failleri l'.ric I la iris ve Dylan Klebold’u ele alalım; ya da Virginia Tech katliamının faili Seunglui Cho’yu. Bu gençlerin beyinlerinde bir sorun var mıydı? Hiçbir zaman bilemeyeceğiz, çünkü onlar da, benzeri olaylarda imzası olan pek çok başkası gibi olay yerinde öldürülmüştü. An­cak yine de beyinlerinde anormal işleyen bir şeyler olduğu varsa­yımını güvenle kurabiliriz.
Davranışlardan sorumlu olmak, istemli kontrol ölçüsünde geçerlidir. Kenneth Parks kayın­validesini öldürdüğünde uyanıksa idam edilir; uykudaysa beraat eder. Benzer şekilde, birinin yüzüne vurursanız, mahkeme bunun bir saldırganlık eylemi mi olduğu, yoksa sizin hemiballismus (kol ve bacakların şiddetle sağa sola savrulduğu bir bozukluk) kurbanı mı olduğunuzu bilmek isteyecektir. Kamyonunuzla yol kenarın­daki bir meyve tezgâhına daldığınızda ise kamyonu deli gibi mi sürdüğünüz yoksa o sırada bir kalp krizi mi geçirmiş olduğunuz önem taşıyacaktır. Bu ayrımların hepsi de, özgür iradeye sahip ol­duğumuz varsayımı çevresinde dönmektedir
Sayfa 172
özgür müyüz
Kaotik sistemlerin nereye gittiğini öngörmek çok zordur ama sistemin al­dığı her durum, bir öncekine nedensel olarak bağlıdır. Öngörüle­mez bir sistemle özgür bir sistem arasındaki ayrımı vurgulamak da önemlidir bu noktada. Pinpon toplarından oluşan bir piramidin çökmesi durumunda, sistemin karmaşıklığı topların izleyeceği yolları ve konumlarını öngörmeyi olanaksız kılar ama yine de her top hareketle ilgili belirlenimci kurallara uymaktadır. Nereye git­tiklerini bilemiyor olmamız, bu toplar toplamının “özgür” olduğu anlamına gelmez. Öyleyse özgür iradeyle ilgili bütün umutlarımız ve sezgilerimize rağmen, varlığını kesin biçimde ortaya koyacak bir savdan şu anda yoksun olduğumuz gerçeğini kabul etmemiz gerekir.
Sayfa 172