Kabullenme özgürlüğümüz olmayan her duygu dışarıya akmayan bir irin gibi bedenimizi ve ruhumuzu ele geçirir. İçimize hapsettiğimiz her duygu aynı zamanda içimizi hapseder.
Depresyona neden olan temel sey, kisinin kendi hayatini kendi kontrolü altinda hissetmemesidir. Büyükler, kendi istek, irade ve düsüncelerini çocuga yerlestirir ve çocugu bunun kendi istek, irade ve düsüncesi olduguna inandirirlar. Amaç çocugun kendi sesini, kendi duygu ve düsüncelerini duymasini saglamak olmalyken biz bunlari bastiriyoruz. Hayatimiz, sonrasinda, çocukken bastırmayı ögrendigimiz sesimizi yeniden bulmakla, onunla irtibata geçmeye
çalismakla geçiyor. Anne-babanin onayini almadan hareket edemeyen çocuk, büyüdügünde de otorite olarak algiladigi merci her neyse onun onayi haricinde hareket etmeye ve hatta düsünmeye cesaret edemez.
Büyük sessizlikler içinde büyüdüğümüzü düşünüyorum, büyükleri seyrederek, kendinize ya da bir diğerine yapılan nezaketsizlikleri görerek ama hiç tepki vermeyerek
Çocuğa bizim ona kızabileceğimizi ama onun bize kızamayacağını, bizim onu eleştirebileceğimizi ama onun bizi eleştiremeyeceğini, bizim ona müdahale edebileceğimizi ama onun bize müdahale edemeyeceğini, evde, okulda, her yerde yalnızca bizim kurallarımıza uygun şekilde yaşayabileceğini öğretiriz. Zihnimizde tasarladığımız şekle uymadığı anda çocuğu bizi üzmekle suçlarız