Onun içinde de kendiminkine benzeyen bir yara buluyorum, bu beni ona daha da yakınlaştırıyor. Yaranın ne olduğunu merak etmiyorum, varlığı onu anlamam için yeterli.
Ama hatırlamamak unutmak demek değil diyorum, hatırlamamak, çok sevdiğin birinin verdiği bir yüzüğü güzel bir kutuya koyup çekmecenin dibine saklamak gibi. Ama unutmak yok etmek demek, yuzugu kutusuyla birlikte okyanusa atmak ve dönüp gitmek sonra, dünyanın dörtte üçü su.
Acıya alışalı çok oldu. Alışınca her şey varlığın bir parçası oluyor, duvarda baka baka görmez olduğun bir çatlak gibi, orada duruyor biliyorsun, ama görmüyorsun.