Bu iki sıfatın bir arada kullanımı iki zıddın bir araya getirilmesi sayılırsa da bu iki sanata şimdiki ahlak açısından bakılınca aralarında görülecek şey büyük bir uzaklık değil, aksine apaçık bir yakınlıktır. Ahlakçılardan olmak için ahlaksızlığı incelemek gerekir. Bir konuyla
fazla uğraşmak, insanın o şeyle fazla içli dışlı olmasına yol açacağından, tehlikeli bir bilimsel deney yapanların bazen deney sırasında bilim yoluna kurban gitmeleri gibi, aleme
ahlak dersi vereyim derken ahlaksızlık bataklığına düşüp de ta dibini boylayanlar da görülmemiş değildir. Tarih pek çok büyük yazarların küçüklüğünü ve ahlakçılardan bir haylisinin ahlaksızlığını bize bugün gösteriyor.
İşte Matmazel biz, kendinin çektiği aynı hastalığa yakalanmış diğer bir hastayı tedaviye uğraşan doktora benzeriz. Bu kusur yalnız bizim mesleğimizde değildir. Diğer mesleklerde de vardır.
..
Ahlakın en aşağı derecesinde bulunan bir adamın aleme ahlak dersi verebilmesindeki hikmeti şimdi anlayabildiniz mi?
Ama o kadar kişi ağladı denecek... Ağlasınlar... Tiyatroda ağlamak gülmenin bir diğer çeşididir. Zaten fizyoloji bakımından gülmekle ağlamanın bazı durumlarda farkı yok gibidir. İkisi de sinir zayıflığından ileri gelir... Eğer ağlamakla ahlak düzeltmek mümkün olaydı dünyada çocuklardan uslu akıllı kimse bulunmazdı.
..o gece tiyatrodaki seyircilere gösterdiği edebi tabloya onlarla beraber kendisi de ağlamışken, besbelli alemin bu ağlayışına yine o gece içinde Bodler metresiyle beraber pek çok gülmüş eğlenmiş.