seyrek de olsa, insana bazen bir an, geçmişte bir yerde yaşadığı duygu dolu bir dakikayı tekrar yaşıyormuş gibi gelir. o anı rüyasında mı görmüştür, geçmişte o anı yaşamış mıdır, hatırlamaz. ama aynı şeyler bir zaman konuşulmuştur. hayal gücü o olayı tekrar canlandıramaz, hatıralar canlanmaz, hüzün çöker insanın içine.
birçok kadının böyle bir şeye ihtiyacı yoktur: bir kez evlendikten sonra kocalarının iyi veya kötü özelliklerini kabullenirler; girdikleri durumu, ortamı koşulsuz benimserler veya karşılarına çıkan ilk heyecana kendilerini uysalca bırakırlar; “kaderim bu benim, bir kadınım, tanrı zayıf yaratmış beni!” diyerek direnmeyi gerekli görmez, işi oluruna bırakırlar…
“ama sonra durup dururken bir sıkıntı çöküyor içime… hayatı… bomboş görmeye başlıyorum… kimi zaman bu hayatın değişeceğinden, sona ereceğinden korkuyor gibi oluyorum… bunun nedenini ise bilemiyorum! ya da, ‘bunun sonu ne olacak?’ gibi aptalca bir düşünce acı vermeye başlıyor bana. nedir benim bu mutluluğum… bütün bu hayat… bütün bu sevinçler, hüzün… bir yerlere çekip götürüyor beni, her şeyden hoşnut olamıyorum.”
kimi zaman ruhunun neyi arzuladığını, neyi aradığını bilemiyor, ama bir şeyleri arzuladığını, aradığını hissediyor, hatta mutlu yaşamı ona yetmiyormuş, yaşamaktan bıkmış, yeni, olmayacak şeyler istiyormuş gibi uzak geleceğe bakıyordu.