📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
gerçekten akhilleus’u tanımayacağımı mı zannetmişti? onu yalnızca dokunarak, yalnızca koklayarak bile tanırdım; kör olsam bile nefeslerinden, ayaklarının yere vuruşundan tanırdım. ölmüş olsam bile, dünyanın sonu gelmiş olsa bile tanırdım onu.
ilk gün liri bana gösterdiğinde, “keşke bunu da aldığını bilseydim.” dedim. “lirden ayrılmak istemediğim için az daha gelmeyecektim.”
akhilleus gülümsedi. “artık her yere peşimden gelmeni sağlamanın yolunu biliyorum desene.”
ateşin ışığında akhilleus’un gözleri parlaktı, titreşen gölgelerle çehresi keskin çizgilere bürünüyordu. bu yüzü karanlıkta da, kılık değiştirmişken de tanırdım dedim kendi kendime. deliliğin pençesindeyken bile tanırdım.
yüzerken, oynarken veya konuşurken üstüme bir his çökerdi. içimi dolduruşuyla, göğsümde yükselişiyle korkuya çok benzeyen bir histi bu. aniden boşanan yaşlar gibi hızla gelirdi. oysa ikisi de değildi, korku ve yaşlar ağırken bu his kuş hafifliğindeydi, onlar donukken bu his parlaktı. mutluluğu daha önce de tatmıştım, tek başıma eğlence arayarak taş sektirdiğim, zarlarla oynadığım veya hayal kurduğum kısa anlarda mutlu olmuştum ama aslında o zamanlar hissettiklerim bir şeyin varlığından ziyade yokluğundan kaynaklanıyordu.