Bu eseri okumaya dair ilk deneyimimin üzerinden bir yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen, Yabancı'nın üzerimde bıraktığı tesir oldukça büyüktür. Üzerimdeki etkisi ve kalbimdeki değeri beni ansızın bir inceleme paylaşmaya itti. Zira zannımca Camus'nün bu metni, edebiyat dünyası içerisinde bir başyapıttır.
Kitap, Cezayir'de yaşayan, hırsları olmayan ve olaylara karşı derin bir mesafeyle yaklaşan Meursault'nun, annesinin ölümünün hemen ardından bir cinayete karışmasını ve sonrasındaki yargılanma sürecini konu alır. Ancak burada asıl trajedi cinayetin kendisi değil, Meursault'nun mahkemede işlediği suçtan ziyade "annesinin cenazesinde ağlamadığı için" yargılanmasıdır. Toplum, onun işlediği suçu anlamlandırmaya çalışırken aslında onun kendi değer yargılarına uymayan kayıtsızlığını cezalandırmak ister. Bu kayıtsızlık hâli, kitabın meşhur ilk cümlesinde en çıplak haliyle yer alır. Camus, kitabın henüz ilk cümlesinden, Meursault'nun "absürtlüğünü" açığa vuracak ağacın ilk tohumlarını eker.
"Aujourd’hui, maman est morte." cümlesi ile başlar Yabancı. Bu ifade "Bugün anne öldü." anlamına gelir. Meursault, "ma mère" (annem) diyerek bir iyelik ekiyle aidiyet kurmak yerine, sadece "maman" (anne) ifadesini kullanır. Bu iyelik ekinin eksikliği, Meursault'nun evrene ve insan ilişkilerine bakışındaki temel felsefeyi yansıtır. "Annem" diyerek biyolojik bir mülkiyet ve onun getirdiği duygusal yükümlülüğü sahiplenmek yerine, sadece bir olguyu, bir isimi dile getirir. Onun dünyasında nesneler ve insanlar birbirine ait değildir; her şey sadece vardır ve bir gün yok olur.
Meursault, toplumun kutsal saydığı anne-evlat bağını reddettiği için değil, bu bağın üzerine inşa edilen sahte yas törenlerini ve duygusal ikiyüzlülüğü gerçekleştiremediği için bir "yabancı"dır.
Camus, bu karakter