Bu kitap hakkında ne düşüneceğimi gerçekten bilemiyorum. Bitirmemin üzerinden bir hafta zaman geçti ama kafamda bazı şeyler hala yerli yerine oturmadı.
Öncelikle kitabın dili kesinlikle harika, hiç zorlamadan akıp gidiyor. Hikayeyi ana karakterimiz Richard Papen'ın ağzından dinliyoruz ancak aslında anlatıcı ve yan karakterler o kadar iç içe geçmiş ki bazen kim bu hikayenin ana kahramanı karar vermek imkansız hale gelebiliyor.
Karakterleri kitabın gelişimi içinde Richard'la birlikte yavaş yavaş tanıyor, içlerine giriyoruz. Kitap ilerledikçe biz de yandan izleyen bir göz gibi her şeye tanıklık ederek hatta bazen "Yok artık!" diyerek ilerliyoruz. Bu anlamda kitabın anlatım tarzı bana çok iyi hissettirdi. Bazı kitaplarda karşılaştığımız, karakterlerle ilgili her detayın en baştan verilmesi ve sonra olaya geçilmesi şeklinde değil, adeta olayları yaşama hızında tanıtıyor karakterleri yazarımız. Bu anlamda yer yer kitap akmıyor gibi hissettirse de yaşayarak okuma deneyimi sağladığını düşünüyorum bu anlatım tarzının.
Ayrıca yer betimlemeleri, atmosfer, konunun geçtiği ortamlar gözünüzün önünde bir film oluşturuyor. Bu da kendinizi adeta kitaptan bir karakter gibi hissetmenize destek oluyor. Zaten belki de yazarın en iyi yaptığı şey bunu sağlamak.
Kitapta işleneceğini en baştan bildiğimiz bir cinayetin gelişimini ve sonrasını okuyoruz. Bana kalırsa karakterlerin hepsi çok karanlık, kitapla ilgili ne düşüneceğimi bir türlü bilemememin sebebi de bu aslında. Basit bazı kararların, arkadaşların, hiç akla gelmeyen olayların bir hayatı nasıl değiştirebileceğini en karanlık tarafından görüyoruz.
Kitapla ilgili en büyük eleştirim konunun bazı yerlerde havada kaldığını hissetmem. Karakterlerin bu kadar iyi kurgulandığı ve tanıtıldığı bir kitapta, en önemli sayılacak olayları bazen o