Hassas bilgiler
Kadın cinselliği; hormonal denge, psikolojik durum ve sosyal/kültürel faktörlerin birleşimiyle şekillenen çok boyutlu bir süreçtir. Fiziksel hazzın ötesinde; güvende hissetme, arzu edilme ve duygusal bağ kurma gibi unsurları içerir. Cinsellik, yaşam boyu öğrenilen ve gelişen bir deneyimdir. Temel Dinamikler ve Doğru BilinenlerLibido ve Hormonlar: Kadınlarda cinsel istek dönemsel olarak değişir. Genellikle östrojen hormonunun en yüksek olduğu yumurtlama (ovülasyon) döneminde libido zirveye ulaşır. Ayrıca araştırmalar, kadınların biyolojik olarak en yoğun cinsel isteği 30'lu yaşlarda yaşadığını ve bu eğilimin 40'lı ve 50'li yaşlara kadar artabildiğini göstermektedir. Haz ve Anatomi: Kadın cinselliğinde klitoris, temel zevk odağıdır. Vajina duvarının ön kısmında yer alan G noktası da güçlü uyarılma ve orgazm için önemli erojen bir bölgedir. Duygusal Faktörler: Kadın cinselliği üzerinde toplumsal baskılar, stres, yorgunluk ve partnerle olan iletişim büyük bir rol oynar. Güvensiz veya rahatsız hissettiren bir ortam kadının uyarılmasını zorlaştırabilir.Sık Karşılaşılan Cinsel İşlev BozukluklarıKadınlarda zaman zaman bazı cinsel problemler yaşanabilir. Doğru yaklaşımlar ve terapilerle bu durumların çözümü mümkündür:Cinsel İstek Azlığı (Libido Kaybı): Hormonal değişimler (örn. menopoz), stres veya kullanılan ilaçlar cinsel isteksizliğe yol açabilir. İhtiyaç halinde medikal destekler (östrojen takviyesi vb.) kullanılabilir.Vajinismus: Vajina girişindeki kasların cinsel birleşmeye izin vermeyecek şekilde istemsizce kasılmasıdır. Genellikle toplumsal öğretiler ve korkulardan kaynaklanır. Bilişsel ve davranışsal cinsel terapilerle yüksek başarı oranlarında tedavi edilebilir.Orgazm Olamama (Anorgazmi): Geçmiş travmalar, performans kaygısı veya anatomik bilgi eksikliği orgazmı
Alıntı
Güzel olan Her günü seninle tekrar tekrar yaşamak Erimek yarını olmayan zamanlarda Durdurmak bir yerde bütün saatleri Bütün kuralları kırıp parçalamak Sonra varmak o yerlere Mevsimlere dur demek Kar yağarken çiçek açtırmak ağaçlara Güneşi bir akşam saatinde tutup bırakmamak Sonra doldurmak ay ışığını kadehlere Delicesine içmek Ve unutabilmek her şeyi ansızın Sevmek seni en yücesiyle sevgilerin Birlikte geçmiş, gelecek bütün çağları aşmak Güzel olan Sevmek seni Tanrılar gibi Seninle Tanrılaşmak... Bir gün bu akan sele dur diyeceğim, göreceksin Ne bu şehir kalacak Ne bu duygusuz sürü Bu korkunç kalabalık Her vapur seni getirecek bana Bütün istasyonlarda seni bekleyeceğim Kapılar sana açılacak Senin için söylenecek şarkılar Şiirler senin için yazılacak Her evde bir resmin Her meydanda bir heykelin olacak Ve sen kimi gün bir rüzgar gibi
Reklam
“Kalbimi ve ruhumu vermemin bir yararı yok, sen zaten bunlara sahipsin. O yüzden sana bir ayna getirdim. Kendine bak beni hatırla.” diyor Rumi. Aşk, tam da budur. Sevdiğin şeyin içine girip, sevdiğin şey olursun. Değişir dönüşür hatta ve hatta yok olursun.
bazı insanlar fotoğraflarda kalır, bazı insanlar hatıralarda. ama en çok da insan, bir zamanlar olduğu kişide kalır. yıllar geçer, yüz değişir, şehirler değişir, hayat değişir. fakat bazen eski bir fotoğrafa bakınca anlarız ki özlediğimiz şey ne bir insan ne de bir zamandır; özlediğimiz, o günlerdeki kalbimizin dünyaya bakışıdır.
Olumluya yönelmenin gücü
Nöroplastisite... Olumluya yönelen insanın beyni bu yönde şekillenir ve değişir. Olumluya yönelen insan ve bu yönde şekillenen beyni çevresindeki her şeyde olumlu bir şey bulur, bulamasa bile çıkış yolu bulur. Olumlu olan şeyleri görme inancı ve amacıyla dünyaya baktığında insan, beynini de buna inandırır. Dünyada iyinin, güzelin, umudun ve olanağın bulunduğunu kabul eden beyin olumluya yönelir, olumsuzdan çıkış yolu arar, olumsuzda debelenmez, olumluda ise bunun sürmesi imkansız diye kendini sabote etmez. İnançlı ve umutlu olmak, kendini kandırarak olumsuzu reddetmek değildir. Olumsuzu gerekli değilken görmemektir. Olabildiğince az olumsuza maruz kalmaktır. Olumsuzda debelenmemek, ilerlerken her olumsuzluk tümseğine inadına basmamak, olumsuzluk çukuruna düşmemek, olumsuzluk var diye dünyayı siyah görmemektir. Olumsuzluğu azaltan şey, olumsuzluğu kucaklamak değildir. Olumluyu kucaklayarak büyütmek olumsuzluğu azaltır. Amaç da zaten olumsuzluğu azaltmak değildir, o anki olumsuzluk belki azalabilecek bir şey de değildir. Olumluya yönelen insan ve bunu kabul eden beyni olumsuzluktaki olumluyu görerek algısını, inancını ve kabullenişini değiştirerek olumsuzu da olumlu yapabilir. İnançlı ve umutlu bir insan beyninin en ufak bir olanak kırıntısında olumluyu hakim kılması, karanlıkta mum ışığı sayesinde olabilecek tüm aydınlatmayı açması, okyanusta deniz fenerine ulaşması, susuz kalmışken boş bardağa hayıflanmak yerine boş denilen bardaktaki bir yudum suyu görerek keyifle içmesi birazdan ulaşacağı su pınarlarına ulaşmasında dayanması için tek yol belki de, her şerde bir hayır olması, yaşlanmanın yeni deneyimlere, ölümün başlangıca gebe olması, inadına olumsuza gidip onu reddetme ya da onunla bir meselemiz olması yerine olumluya yönelerek onu büyütmenin, beynin de buna
Bir gün her şey değişir, bakışlar bile.
Reklam
Reklam