Zamanın durmasını istediğimiz anlar vardir,
Yada sadece o anda aksın istediğimiz.
İşte böyle bir gün;
Oldum olası gözüme değen eskiyi, yıllanmiş olanı tefekkür müptelâdır gönlüm. Seyrine daldığım bu orman, içinde çürümeye yüz tutmuş virane evleriyle her ne kadar köhne ve ürkütücü gözüküyorsa da, çok daha fazlasını çağrıştırıyor eskiye sevdalı ruhumda.Tozlu sayfalarını araladığım, şevkle okuyacağım bir kitap gibi. Dolaşıyorken ıssızlığıyla temaşa olduğum patikalarında derin nefeslerle tazaleniyor dimağım.Tertemiz oksijenle tekrar tekrar tanış oluyor ciğerlerim. Çoğalan zamanın içinde daha da sakinleşen kalp atişım, ağır adımlarımla senkronize olmuş, yürümeye devam ediyorum.Meşelerin arasından göz kırpan deniz vefalı bir dost gibi eşlik ediyor yolculuğuma.Köpürttüğü dalgalarıyla ötelerden beriye tüm hikayemi fisıldıyor,kucak dolusu sevgi ve teslimiyeti üfleyiveriyor ruhuma.Ve usulca biriktiriyorum huzuru, avuçlarimda dua olup dile gelen hasretleri, merkezinde kaybolduğum dinginliği...
İstemsizce şu dizeler dökülüyorken dudaklarımdan, geçmiş havada asılı kalan cıvıltıları arasında yerini buluyor şiirlerim:
"Yaşıyor olmaya tohum saçmış divaneleriz biz,
Köklerimiz avuç dolusu umuda miy'âr. Aramak için çıktık yola,
Kim demiş bulmanın zafer olduğunu.
Yollar benim,yolcu da benim,
Arıyor olmanın sarhoşluğu kadim zaferim"...
T.D