gökyüzünün ortasında, tam başının üstünde duran ve tuhaf bir sedef kabuğuna benzeyen beyaz bulutlara bakarak ,”ne kadar güzel! diye düşündü . bu harika gecede her şey ne harika! bu sedef kabuğu ne zaman oluşuverdi? daha demin göğe baktım, iki beyaz çizgiden başka bir şey yoktu. evet , işte benim hayat görüşüm de aynı böyle farkına varmadan değişti!”
tanrı günü vermiş , gücü de vermişti. gün de , güç de çalışmaya verilmiş, ödülü de yine çalışmadaydı. ama çalışma kimin içindi? çalışmanın meyveleri nasıl olacaktı?
yapmacıklık, ne şekilde olursa olsun en akıllı, en sağgörülü adamı bile kandırabilir; ama yapmacıklık ne kadar büyük bir ustalıkla gizlenirse gizlensin en kıt anlayışlı çocuk bile onu anlar ve tiksinir
çalışırken ne yaptığını unuttuğu, , kendini çok hafif hissettiği anlar oluyordu ve işte bu anlarda onun sırası da neredeyse Tit’inkiyle aynı düzgünlükte ve güzellikte çıkıyordu. ama yaptığı işi anımsar anımsamaz ve daha iyi yapmaya çalışır çalışmaz işin bütün ağırlığını hemen hissediyor ve sırası da kötü oluyordu.