"Malthus'u yönetici sınıfı arasında popüler kılan şey," diye yazmıştı George, "bazı insanların var olmaya diğerlerinden daha fazla hakkı olduğu varsayımını desteklemek için makul bir gerekçe sunmasıydı."
İngiliz soyluları İrlandalıları açlığa mahkum etmeyi, başlarına gelenden onları sorumlu tutarak gerekçelendiriyordu. İngiltere'nin çoğunun kıtlık sırasında benimsediği fikir, İrlandalıların açlıktan kırılmalarının gerçek sebebinin İrlanda halkının ahlaki sınırlarının olmaması olduğuydu. İrlandalı işçilerin maaşlarını artırmak, diye uyarıyordu The Economist, "her erkeği hızlıca evlenip tavşanlar gibi üremeye teşvik eder."
Fakat sorun bu ünlülerin şatafatlı yaşam biçimlerini milletin gözüne sokması değil.
Sorun, düşük standartlarda yaşam sürenlere ahlak dersi vermeleriydi. "Bize hayatımızı nasıl yaşayacağımızı söylemeyi bırakın," diyordu bir İngiliz, "dediğiniz şeyleri önce siz yapın."
Benzer biçimde, Al Gore iklim değişikliği sorununu çözmek için "Yaşam biçimimizi değiştirmek zorundayız" demeseydi, Associated Press kendisinin Tennessee, Nashville'deki ortalama bir evden 12 kat daha fazla enerji harcayan 20 odalı bir evde yaşadığını haberleştirerek onu yerin dibine sokamazdı.
Yenilenebilir enerji sayesinde nükleere gerek olmadığını iddia ediyorlar. Gerçekteyse nükleer santraller kullanılmadığında yerini fosil yakıtlar alıyor ve salınımlar artıyor. Nükleer yakıt çubuklarının ve santrallerin teröristleri çekeceğini iddia ediyorlar fakat gerçekte nükleer santrallere saldıranlar sadece nükleer karşıtı aktivistler.