Beyza Topçu

Beyza Topçu
@delph
Bazen Nietzsche'nin Rus kaderciliği tarifine uygun biçimde, yani çok uzun süre savaşmaktan, savaşın yorgunluğundan, ağırlaşmış bedenlerindeki acıdan bitkin düşmüş, uzakta bir yerde, tek başlarına, karlı toprakta uzandığı yerde ölümün onlara gelmesini bekleyen askerler gibi bir köşeye, her şeyden uzakta bir yere uzanmak, bir çukur kazıp kendimi içine gömmek ve bir daha asla konuşmamak, bir daha asla hareket etmemek istemiştim.
Sayfa 18·Kitabı okuyor
Reklam
Bazen kendime aitmiş gibi hissetmediğim belirsiz bir hüzne kapılırım. Kuzey Afrika'ya ait bir hüzne örneğin. Buralı olmayan, tuhaf, güneşten rengi solmuş, sarı, çölün kum tanelerini taşıyan, geçen yıl pencerelerde bulanık lekeler bırakarak düşen şu sarı yağmur gibi. (...) Bazı yerler belli bir asırda hüzünlüdür, bazıları da başka bir asırda.
Sayfa 235·Kitabı okudu
Peki ya beni hiç kimse gözetlemiyorsa, yine de var mıyım? Yalnız yaşıyorum, hiç kimse gelmiyor, beni kimse aramıyor. Diğer taraftan büyük, görünmez bir gözlemci, unutmamamız gereken bir göz var daima. Einstein'ın ona verdiği isimle, İhtiyar. Belki de kuantum fiziği veya metafiziği bize tam olarak bunu söylüyordur. Eğer varsak, demek ki biri bizi gözetliyor. Gözü daima üzerimizde olan biri veya bir şey var. Ölüm, o şey bize bakmayı kestiği, yüzünü bizden çevirdiği anda geliyor.
Sayfa 224·Kitabı okudu
"Peki kimliğin sana ne verdi ki, göt kafa, kan ve savaş, parçalanan götler, canlı bombalar, verdiği bu. Tek bir kimlik vardır - canlı varlıklar arasında canlı bir varlık olmak. Kalıcı olmamak ve Öteki'ne de kalıcı olmadığı için değer vermek."
Sayfa 166·Kitabı okudu
Hiç kimse bir yığın elma için savaşmaz veya bir şehri mis kokulu çiçekler açan vişneleri için ablukaya almaz. Abluka sona erene kadar vişneler çiçeklerini dökmüş, elmalar da çürümüş olur.
Sayfa 165·Kitabı okudu
Reklam