Düşüncelerimi, onun algılayabileceğinden fazlasını gizleyen bir dilde ifade etmek bana acı veriyordu. İkimizin de istemediği bu ayrılık, yoksulluğun doğurduğu şeydir. Adaletsizliğin tanımıdır.
Benim bir çocukluğum değil, sınıfsal çocukluğum olmuştu. Tüm zevklerim, tüm eylemlerim, yaptıklarım, söylediklerim, fikirlerim, her şeyim geçmiş tarafından belirlenmişti.
Bazen Nietzsche'nin Rus kaderciliği tarifine uygun biçimde, yani çok uzun süre savaşmaktan, savaşın yorgunluğundan, ağırlaşmış bedenlerindeki acıdan bitkin düşmüş, uzakta bir yerde, tek başlarına, karlı toprakta uzandığı yerde ölümün onlara gelmesini bekleyen askerler gibi bir köşeye, her şeyden uzakta bir yere uzanmak, bir çukur kazıp kendimi içine gömmek ve bir daha asla konuşmamak, bir daha asla hareket etmemek istemiştim.