Bazen rahatlamak için kendimize eziyet etmemiz gerekiyor. Bir arkadaş şöyle anlatmıştı ve anlatırken de gayet ciddiydi: "Seccademi yere serip üzerine oturuyorum ve hüzünleniyorum, sonra da seccadeyi katlayıp rafa kaldırıyorum ve normal hayatıma devam ediyorum." Uzun süren üzüntüler, bazen yağmayan bulutlu bir hava gibidir. Bu yüzden yağıp rahatlamak için kendine bir sonda takman gerekir.
Benim müzikle çok iyi bir ilişkim vardı, özellikle İran müziğiyle. Son on dört, on beş yıldır ne zaman kendimi üzmek istesem, iyilerinden birini seçip cihaza yerleştiriyorum ve kendimi üzmekte zirveye ulaşıyorum...
-Neden kendinizi üzmek istiyorsunuz?
Çünkü İran müziği bana eziyet veriyor.
-Eziyet veriyorsa niye dinliyorsunuz?
Dediğim gibi, kendimi üzmek için.
...bu insanlar artık tamamen özgür olduklarına her zamankinden daha fazla inanıyorlar, oysa ki özgürlüklerini bize kendi elleriyle getirdiler ve onu uslu uslu ayaklarımızın dibine bıraktılar.
Ben uyum istemiyorum, insanlığa duyduğum sevgi yüzünden istemiyorum. En iyisi öcü alınmamış acılarla kalmak istiyorum. En iyisi haklı olmasam bile, öcü alınmamış acımla ve dinmez öfkemle kalacağım.
Bu saçmalıklar olmasa, insanoğlu dünyada yaşayamazdı, çünkü iyiliği ve kötülüğü anlayamazdı diyorlar. Bu kadar pahalıya mal olan bu kahrolası iyiliği ve kötülüğü anlayıp da ne olacak? Küçük bir çocuk 'Tanrıcığına' gözyaşı dökerken bütün dünya iyiyi kötüyü anlasa ne olur. Elmayı yemiş büyüklerin çektikleri acılardan söz etmiyorum, şeytan alsın onları, topunu şeytan götürsün, ama bunlar, ya bunlar!