HAKAN

“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Ölümün bir bakıma yakınlarda olduğu bilgisiyle yaşamak, yaşliliğın dezavantajlarıindandır. Gençken, ölmenin başkalarının başına gelen bir şey olduğu düşüncesiyle kendimizi kandırıriz. Yolun yarısında er geç öleceğimizi kavrarız ama önce bir bu kadar daha yaşamayı umarız. Yaşlanıncaysa öleceğimizin gayet farkındayızdır; hemen yarın olmaya- caktır belki ama uzak da değildir. Bunu biliyor olmak pek çok kişinin gözünde yaşlılığı, hayatın kasvetli bir dönemine dönüştürür.
Sayfa 186·Kitabı okudu
Felsefe
Hiç bir ziyafet sofrası beleş olmaz.: ))
Şöhretin bedelini iyice kavramak için Epiktetos'un sunduğu şu örneğe bakın. Diyelim ki amacınız, toplumda seçkin bir kişi, sosyal çevrenizde «meşhur" biri olmak ve çevrenizdekilerden biri de bir ziyafet veriyor. Bu şahis sizi ziyafete çağırmadığında bir bedel ödersiniz: Hiçe sayılmış olmaktan ötürü muhtemelen üzülürsünüz. Epiktetos, davet ediseniz bile bunun, geçmişte ödediğiniz bir bedelden dolayı olduğuna dikkat çeker: Ziyafeti verene ilgi göstermek ve onu övgüye boğmak için yolunuzu değiştirmişsinizdir. Bedelini ödemeden ziyafet sofrasına çağırimayı bekleyen hem açgözlüdür hem de aptal, diye de ekler Epiktetos,!
Sayfa 158·Kitabı okudu
Felsefe
Bile bile lades en sevdiğim...
Avcı bir örümcek gibi sarmıştı beni kozaya. Yavaş yavaş emecekti içimdeki bütün yaşamsal sıvıyı. Özümü. Bana dair ne varsa içip bitirecekti. Varlığım varlığına armağan olsun. Mezar Taşı Gibi Düşüyor Yağmur Batuhan Dedde
Alıntı
Ne kadarda basit görünüyor : ))
Öfkeden kaçınma konusunda Marcus Aurelius'un da tavsiyeleri vardır. Önceden de görmüş olduğumuz gibi hayattaki şeylerin geçiciliği üzerine etraflıca düşünmemizi salıkverir. Ona göre bu sayede önemli sandığımız pek çok şeyin esasen öyle olmadığını, en azından büyük resimde önem arz etmediklerini anlamış oluruz. Marcus, kendi döneminden yaklaşık bir asır öncesine, Imparator Vespasian'ın zamanına gider. Insanlar her yerde, her zamanki şeylerle meşguldürler: Evlenirler, çocuk büyütürler, ekip biçerler, âşık olurlar, kıskanırlar, dövüşürler ve ziyafet çekerler. Ancak, der Marcus, "onca hayattan günümüze ulaşan bir iz dahi yok." Ima edilen, neslimizin sonunun da farklı olmayacağıdır: Hayati önem taşıdığını düşündüğümüz şeyleri, torunlarımız umursamayacaktır bile. O halde bir şeye öfkelendiğimizi fark edince durup o şeyin evrensel ölçekteki önem(sizliğ)ine bakmamız gerekir. Böylelikle öfkeye, daha baştan meydan vermemiş oluruz.
Sayfa 154·Kitabı okudu
Felsefe