Din-devlet ilişkileri çerçevesinde ele alınan devlet konusunun asıl meselesi,dinin (İslamın) bir devlet ve yönetim şekli teklif edip etmediğidir.Biraz farklılıklar taşısa da İslam dünyasında bu konunun bir geçmişi bulunmaktadır.İslamcıların kanaati,''Kur'an'da ve hadislerde bir devlet,hükümet ve yönetim biçimi üzerinde durulmadığı,ilkelerin vazedildiği,bu ilkeleri benimseyen ve uygulayan her yönetim biçiminin şeriata uygun olabileceği...'' yolundadır.
Kur'an ve hadislerde yer alan şura (meşveret:danışma,halkın veya ileri gelenlerin bir ölçüde yönetime katılmaları) ilkesi İslamcıların üzerinde çok durdukları bir ilkedir.Meşruti idarenin ve meclis fikrinin dayandırıldığı temel terim de budur.Buna göre İslam Devletini idare eden kişi,idari işlerde özellikle idare edilenlerin hakları konusunda onlara veya onların temsilcilerine danışman,bu danışma dini bir emir olduğu için gözardı edilmemeli,danışmanın neticelerine itaat edilmelidir.
.
.
.
İzmir mebusu Seyyid Bey,Hilafet ve Hakimiyet-i Milliye kıtabı ile Hilafetin Mahiyet-i Şeriyyesi adlı Meclis konuşmasında hilafet müesseseinin karşısına milli hakimiyet ilkesine dayalı olarak geliştirdiği meclis fikrini ortaya koydu,buna bağlı olarak da hilafetin kaldırılabileceğini,bu kaldırmanın dinen bir mahzur taşımadığını savundu.Daha da ileri giderek İslamdaki biat müessesesinin,Hz.Osman'ın halife seçilmesinde görev üstlenen 6 kişilik heyetin,milli hakimiyetin,meclisin ve temsil yetkisinin İslamdaki görünümlerinden başka birşey olmadıklarını savundu.Devrinin önde gelen hukukçularından olan Seyyid Bey'in adı geçen konuşması hilafetin kaldırılması konusundaki engellerin bir kısmını kesin olarak ortadan kaldırdı ve muhalefeti büyük ölçüde kırdı.
İslamcıların milli hakimiyet ve kanunlaştırma hareketlerine fazlaca yakınlık