Şunu da akıldan çıkarmamalıyız ki, müşterek menfaatlerden olup da bizim elimizde bulunan her şey, bir Hak Sahibi'nin bizdeki emanetidir ve bu şeylerin yaratıcısı, azîz ve celîl olan Allah hak sahibi olarak, dilediği zaman emanetini geri alabilir ve dilediği bir başkasına verebilir.
Dolayısıyla ruhu iyileştirmek ve kendisine özgü hastalıklardan kurtarmak, bedenlerimizin yararlarını gözetmekten çok daha önemli bir görevimizdir. Çünkü bizi biz yapan bedenlerimız değil ruhumuzdur.
Nefis; Rabb'isini tanımak istemiyor, firavunane kendi rububiyet istiyor. Ne kadar azaplar çektirilse o damar onda kalır. Fakataçlıklaodamarıkırılır. İşte ramazan-ı şerifteki oruç, doğrudan doğruya nefsinfiravunlukcephesinedarbevurur,kırar. Aczini, zaafını, fakrını gösterir. Abd olduğunu bildirir.
İşte ramazan-ı şerifte en zenginden en fakire kadar herkesin nefsi anlar ki kendisi mâlik değil,memlûktür; hür değil abddir. Emir olunmazsa en âdi ve en rahat şeyi de yapamaz, elini suya uzatamaz diye mevhum rububiyeti kırılır, ubudiyeti takınır, hakiki vazifesi olan şükre girer.