Günlük Yaşam Felsefesi #okudumbitti
Biri karşıma oturmuş, bana akıl vermeden ama tam yerinden sorular sorarak düşünmeye çağırıyor. Kitabı bitirdiğimde “tamam, şimdi hayatım değişti” gibi iddialı bir yerden değil; daha gerçek bir yerden çıktım: “Ben bazı şeyleri otomatik yaşıyormuşum” farkındalığıyla.
Felsefeyi “yüksek” bir yerden anlatmıyor; mutfaktan, sokaktan, ilişkilerden, içimizde dönüp duran o bitmeyen konuşmalardan yakalıyor. Bir yandan yumuşak bir sohbet gibi akıyor, bir yandan da hiç beklemediğin bir cümlede durup kalıyorsun. Hani bazı kitaplarda altını çizmek bile yetmez, sayfanın kenarına “bunu unutma” diye not düşmek istersin ya… Bende o his çok oldu.
Kitabın “yol bulma” derdinden çok “yolda olma” halini önemsemesi beni rahatlattı. Hep bir şeyleri toparlama, düzeltme, yetiştirme baskısının içinde “ben nereye koşuyorum?” sorusu bazen gereksiz bir suçlulukla geliyor. Burada o suçluluk yok. Daha çok şu var: Kaybolmaktan korkma; hatta kaybolmanın içinde birbirini sansürlemeden konuşmayı dene. Çünkü bilirkişi gerçekten biziz—tek tek ve birlikte.
Bir de “şimdi” meselesi… Evet, çok duyuyoruz, çok konuşuyoruz ama bu kitap bana şunu hissettirdi: Şimdiyi romantize etmiyor; şimdiyi gerçekçi bir zemin gibi kuruyor. Geçmişin pişmanlıklarıyla gereksiz didişmeden, geleceğin kaygısıyla boğulmadan, o anın içinden “tamam, ben buradayım” demeyi öğretiyor. Kulağa basit geliyor ama modern hayatın tam da unutturduğu şey bu.
@gunduz_vassaf ‘ın dili bence çok “insan”: yer yer ironik, yer yer ciddi, ama hep canlı. Özellikle öğrenmekle “bilgi yığmak” arasındaki farkı düşündürdüğü yerlerde kendi günlük alışkanlıklarıma uzaktan bakabildim. Telefon ekranında kaydırdığım şeyler mi beni besliyor, yoksa gerçekten merak ettiğim bir şeyin peşinden mi gidiyorum? Bu soru bende kaldı.
Bu