Kur'ân-ı Kerim'de "Kaybettiklerinize hayıflanmayasınız ve başınıza gelene üzülmeyesiniz diye Allah size gam üstüne gam verdi. buyrulur (Ali Imran, 153). Bu ayet biraz dikkatle okunduğunda, bir ilginçlik fark edilecektir. İnsanın kaybettiklerine hayıflanmaması, kendini kahretmemesi, yaşadığı acılar karşısında çöküntüye uğramaması, ah diye inleyip durmaması, üzüntüden mahvolmaması için getirilen çözüm "gam üstüne gam", "keder üstüne keder" olmuştur.
21. yüzyıl dünyevi şeyleri geçiciliğine rağmen aşırı önemseyen, âhirete ait işleri kalıcı olmalarına rağmen hafife alanların asrı; Allah ile neyin arasında kalınırsa kalınsın, en pespaye şey bile olsa onu tercih edenlerin asri.
İnsan bazen Allah ile patron arasında kalır. Patronun dediğini yapsa Cenâb-ı Hakk razı olmayacak, Allah'ın dediğini yapsa patron darılacaktır. 'Patronun yaşatacağı sıkıntı peşin, Allah'ın ona vereceği ceza ise âhirette' diye düşünür. 'Patronun istediği olsun' diyerek aklınca doğru karara imza atar. Bazen vicdanıyla nefsi arasında kalır. Vicdanının sesini dinlese nefsi öfkelenecek, nefsinin arzusunu yerine getirse vicdanı darılacaktır. Böylesi bir durumda, vicdanının ve kalbinin beklentilerini boşa çıkarmayı marifet sayar.
"Yeter ki, şimdi, şu anda tadım kaçmasın" düşüncesindedir insan. Ancak bu düşünce daima tadının kaçmasıyla sonuçlanır.
Kierkegaard'ın bu konudaki düşüncesi şudur: "Fiziksel dünya bakımından kişi, ihtiyaçları azaldığı ölçüde mükemmelleşir . Insanın Tanrıyla ilişkisindeyse durum tam tersidir. Kişi, Tanrıya olan ihtiyacını ne kadar hisseder ve dile getirirse o kadar mükemmelleşir. Tanrıya ihtiyaç duymak utanılacak bir şey değil mükemmelliğin ta kendisidir. Dünyadaki en acıklı şey insanin Tanrıya olan ihtiyacını keşfetmeden ömür tüketmesidir