Seni her görüşte kalbim heyecandan,
Küt, küt atar iken özüm titriyor.
Gözlerin kuşattı beni dört yandan,
Sana bakar iken gözüm titriyor.
Oysa gözlerine bakmak ne güzel,
Gözlerden gönlüne akmak ne güzel,
Ansızın karşına çıkmak ne güzel,
Sensiz yürüdüğüm izim titriyor.
İlk bahar mevsimi sevdim ben seni,
Dağlara, taşlara övdüm ben seni,
Çiçekte, goncada gördüm ben seni,
Baharım titriyor, yazım titriyor.
Muhterem Taş
Kayıt Tarihi : 26.4.2016 23:36:00
Sevdan ile mecnun eyledin beni,
Şu garip gönlümü köze çevirdin.
Nereden tanıdım ve sevdim seni,
Bütün baharımı güze çevirdin.
Bir bakışla yaktın sinemi benim,
Bin asır eyledin senemi benim,
Amacın ne idi, gayen ne senin,
Beni yollarında toza çevirdin.
Sevmeyen bilir mi seven halinden?
Vurur öldürürsün gelse elinden,
Neler, neler çektim senin elinden,
Beni bir aşikar söze çevirdin.
Gözümün yaşını silen olmadı,
Ahvalim nicedir bilen olmadı,
Derdime bir çare olan, olmadı,
Baharı görmeyen yaza çevirdin.
Muhterem Taş
Kayıt Tarihi : 18.5.2016 15:35:00
Hiroşima'daki nükleer patlamadan sonra üzerindeki giysilerin deseni kadınların tenine nakşolmuş, derler. Binlerce hikâye duydum ama hiçbiri bu kadar dokunaklı gelmedi bana. Neden biliyor musun? Kadının giysisinin üzerindeki desen onun ruhundaki şenliğin bir işareti değil mi? Bu dünyada kadınlar için o kadar az imtiyaz alanı var ki. Belki de bunların en güzeli, iç açıcı desenleri olan giysiler giyebilme hakkıdır. Erkeğe "ayıp" görülüp de kadına bahşedilen nadir zarafettir. İri güller, kır çiçekleri, gelincikler, zambaklar, stilize çiçekler geleneksel kadınsılığın en iddialı simgesi değil mi? Bir vahşet ateşi, bir eril şiddet yıldırımı o neşeli motifi yakarak, lanetli bir dövme gibi kadının tenine işliyor.
Bir kadının sayısız kez bıçaklanarak öldürülüşünü izledim geçen gün. "Yardım edin" yakarışının perde perde soluşunu dinledim. O soğukkanlı kocanın bıçağını çekip kadının üzerine yürümesiyle birlikte orada bulunan herkesin nasıl ustaca sıvıştığına tanık oldum. Sonra da sustum. Tıpkı giysilerdeki çiçek motiflerinin ateşle tene nakşolması gibi, kadınlığın feryatları hepimizin ruhuna ateşle oyuluyor. Kadının kaybettiği bir savaşta kimsenin kazanma şansı yoktur. Yalnızca izliyoruz. "Ölüyorum, yardım edin" diye feryat eden bir kadının öldürülüşünü izlemekle ölüyoruz. Öldürülen her kadınla biraz da erkekliğimiz ölüyor. Ve biz susuyoruz. Kimseye söyleyecek bir sözümüz yok. Kimseye susacak bir sözümüz bile yok. Kendi kendimize susuyoruz.
Kendi kendine susana da deli denir mi?