Bu kitap beni derinden sarstı. Bazı hikâyeler vardır, okurken değil, bittikten sonra konuşmaya başlar. Çizgili Pijamalı Çocuk da onlardan biri. Sayfalar ilerledikçe bir çocuğun gözünden koca bir dünyanın ne kadar küçük, ne kadar karanlık olabileceğine tanık oluyorsun. En acı olanı da şu: Bruno, olup bitenin farkında bile değil.
Kitabı okurken içimden defalarca “Keşke biri durdursaydı” dedim. Ama gerçek hayat öyle çalışmıyor. Gerçekler, özellikle de bu kadar karanlık olanlar, çoğu zaman sessizlikle besleniyor. Bruno’nun masumiyeti, Shmuel’le kurduğu dostluk, her şeyin üzerinde saf ve temizdi. O tel örgülerin ardında sadece iki çocuk vardı aslında… Ama dünya onlara sadece farklı taraflarda durma hakkı tanımıştı.
Beni en çok etkileyen şeylerden biri, Bruno’nun olanları bir türlü tam anlamıyla anlayamamasıydı. Çünkü o bir çocuktu. Savaşın, nefretin, ayrımcılığın dilinden anlamıyordu. Aslında hiçbir çocuk anlamamalı. Ama biz, büyükler, dünyayı öyle karmaşık, öyle acımasız hâle getirmişiz ki, çocukların bile hayatı ağır bedellerle öğrenmek zorunda kaldığı bir çağda yaşıyoruz.
Kitap sadece tarihi bir dönemi anlatmıyor; vicdanı, sessizliği ve bir çocuğun gözünden gerçeği anlatıyor. Beni çok düşündürdü. Belki de bazı kitaplar “beğendim” demek için değil, “unutmam” demek için okunmalı. Çizgili Pijamalı Çocuk tam olarak öyle bir kitap…