"Hâlâ yapıyorsun bunu.
Neyi?
Başkaları üzülmesin diye kendini üzmeyi tercih ediyorsun.
Sevmediğim insanlarla görüşmek beni neden üzsün ki? Sonuçta yalnız olmayacağım.
Bazı sahte arkadaşlıklar, yalnızlık hissinden bile daha çok kırar kalbini. Bazen yapayalnız olmak, sahte gülücükler görmekten daha iyidir."
" 'Boş ver,' dedi Damla, sanki çok kolaymış gibi. Boş ver. Ne kadar da kolay bir kelimeydi öyle... Umursamadığını göstermek için kullanılabilecek en sade ve boş kelime. Ama asla gerçekten umurunda olmadığını göstermez, en azından kendin bilirsin. Boş ver kelimesi sadece insanların sana bakmasını istemediğin o acıma duygusunun üzerine kara bir çarşafla örter ve gelen bütün renkleri soğurur. Bütün canlılığı yutarsın. Geriye sadece karanlık kalır, sanki daha fazla kararabilecekmiş gibi kararır etraf ve sorular beynini kemirir yine. Durgunlaşırsın. Buna içine atmak denir. Siyahın bütün renkleri yutması gibi. Ama nereye kadar?
Birikenler, patlayacak noktaya gelene kadar. İşte o zaman değişirsin. Çünkü değişmek zorundasındır. Çünkü hayat devam ediyordur ve sen nefes alıyorsundur. Çünkü nefes aldığın sürece umut vardır."
"Geçmez diyordunuz ama geçiyordu. Demek istediğim geçecekti. Geçmeyecek dediğiniz ne varsa hepsi bir gün yok olup gidecekti. Biz de öyle olacaktık. Sanki hiç yaşamamış gibi, sanki hiç yaşamamış gibi...
'Geçecek...' dedi ama sanki geçmeyecek, sadece unutacaksın der gibiydi."