Şarkıyı ne babam ne de ben bir daha söyledik, hatta bahsi bile geçmedi. Babam öldükten sonra, şarkı sık sık aklıma düşer oldu. Büyüdükçe sözleri anlamaya başladım. Başlangıçta bir adam kız arkadaşını gece yarısı buluşmaya ikna etmeye uğraşıyormuş gibi geliyordu. Ama cinayetten ötürü idam edilmiş bir adamın asıldığı bir ağaç, randevulaşmak için tuhaf bir yerdi. Katilin sevgilisinin bu öldürme işiyle bir alakası olsa gerekti ya da onu her hâlükârda cezalandıracaklardı; çünkü katilin cesedi, kaçıp gitmesi için yalvarıyordu. Bu kısmının -konuşan ceset olayının- tuhaf olduğu ortadaydı. Ancak "İdam Ağacı" sinir bozucu olmaya ancak üçüncü kıtada başlıyordu. Şarkıyı söyleyen kişinin ölü bir katil olduğunu fark ediyordunuz. Ve hâlâ o idam ağacında olduğunu. Ve her ne kadar sevgilisine kaçmasını söylese de, onunla buluşmak için gelip gelmeyeceğini sormaya devam ediyordu. İnsanın canını en çok sıkan yeri, "Hani ikimizin de özgür olmamız için kaçmanı söylediğim ağaca," kısmıydı çünkü başlangıçta adamın kıza tahminen güvenli bir yere kaçmasını söylediği zamandan bahsettiğini sanıyordunuz. Ama sonra ona kaçmasını kastetmiş olabilir mi diye sorgulamaya başlıyordunuz. Ölüme. Son bölümde beklediğinin bu olduğu açıkça ortaya çıkıyordu. Sevgilisi, sicimden kolyesiyle, ölü olarak ağaçta, yanında sallanıyordu.