Aşkın bir yüzü de kendinle kurduğun bağdır. Bu kulağa basit gelebilir ama üzerinde durulmayı hak eder. Kendiyle baş başa kalabilen birinin başkalarına yönelttiği hisler de daha hafif olur. Daha az tutunur, daha az ama daha sağlıklı sarılır. Çünkü orada bir ihtiyaçtan çok, bir tercih vardır. Ve ayrılıklar kıyamet anlamı taşımadığından ilişki de doğru sindirilir. Üstelik tercih edilen her şey, mecbur olunanlardan daha inceliklidir.
Söz dinleyendim. Salık verildiği üzere ağırbaşlılık miğferiyle çıktım erginlik seferine. Elimde ciddiyetin kılıcı. Olgunluğumun gücüyle övündüm durdum. Sırtım sıvazlandıkça kaderci bir ihtiyata gark oldum. Neşe bir savaş ganimetiydi. Ona kavuşmak için alın teri dökmeli, acılar çekmeli, büyük zaferlerin ardını beklemeliydim.
Şarkıyı ne babam ne de ben bir daha söyledik, hatta bahsi bile geçmedi. Babam öldükten sonra, şarkı sık sık aklıma düşer oldu. Büyüdükçe sözleri anlamaya başladım. Başlangıçta bir adam kız arkadaşını gece yarısı buluşmaya ikna etmeye uğraşıyormuş gibi geliyordu. Ama cinayetten ötürü idam edilmiş bir adamın asıldığı bir ağaç, randevulaşmak için tuhaf bir yerdi. Katilin sevgilisinin bu öldürme işiyle bir alakası olsa gerekti ya da onu her hâlükârda cezalandıracaklardı; çünkü katilin cesedi, kaçıp gitmesi için yalvarıyordu. Bu kısmının -konuşan ceset olayının- tuhaf olduğu ortadaydı. Ancak "İdam Ağacı" sinir bozucu olmaya ancak üçüncü kıtada başlıyordu. Şarkıyı söyleyen kişinin ölü bir katil olduğunu fark ediyordunuz. Ve hâlâ o idam ağacında olduğunu. Ve her ne kadar sevgilisine kaçmasını söylese de, onunla buluşmak için gelip gelmeyeceğini sormaya devam ediyordu. İnsanın canını en çok sıkan yeri, "Hani ikimizin de özgür olmamız için kaçmanı söylediğim ağaca," kısmıydı çünkü başlangıçta adamın kıza tahminen güvenli bir yere kaçmasını söylediği zamandan bahsettiğini sanıyordunuz. Ama sonra ona kaçmasını kastetmiş olabilir mi diye sorgulamaya başlıyordunuz. Ölüme. Son bölümde beklediğinin bu olduğu açıkça ortaya çıkıyordu. Sevgilisi, sicimden kolyesiyle, ölü olarak ağaçta, yanında sallanıyordu.
Geliyor musun o ağaca?
Hani üç kişiyi öldürdü dedikleri
O adamı sallandırdıkları ağaca
Çok tuhaf şeyler olmuştu orada
Gece yarısı buluşsaydık o idam ağacında
Daha tuhaf olmazdı aslında.
Yeni bir melodi sunduğumu fark edince, Alaycı kuşlar da şarkılarını değiştirdiler.
Geliyor musun o ağaca?
Hani ölü adamın aşkına kaçması için yakardığı
Çok tuhaf şeyler olmuştu orada
Gece yarısı buluşsaydık o idam ağacında
Daha tuhaf olmazdı aslında.
Kuşların dikkatini çekmeyi başarmıştım. Çok basit ve çok az farklılıkla tam dört kez tekrarlandığı için, bir kıta daha söylediğim zaman, melodiyi kapmış olacaklardı.
Geliyor musun o ağaca?
Hani ikimizin de özgür olmamız için
Kaçmanı söylediğim ağaca
Çok tuhaf şeyler olmuştu orada
Gece yarısı buluşsaydık o idam ağacında
Daha tuhaf olmazdı aslında.
Ağaçlar huşu içindeydi. Esintide yaprakların hışırtısından başka bir şey duyulmuyordu. Ama ne bir Alaycı kuş ne de bir başkası, tek bir kuşun sesi çıkmıyordu. Peeta haklıydı. Ben şarkı söyleyince sessizliğe gömülüyorlardı. Babamda da olduğu gibi.
Geliyor musun o ağaca?
Boynuna ilmekten bir kolye tak, dur yanımda.
Çok tuhaf şeyler olmuştu orada
Gece yarısı buluşsaydık o idam ağacında
Daha tuhaf olmazdı aslında.