Derdâ~Derda
Bizim mezarlık çok büyüktür. Buradan daha büyük. Neyse, iki kardeş vardı. Nefret ederlerdi birbirlerinden. İkisinin de çetesi vardı. Ben küçük olanın yanındaydım. Ama küçük dediğime bakma, ne zaman kapışsalar abisini döverdi. Neyse, iki çetenin de kendi bölgesi vardı. Karışmazdık birbirimize. Herkes kendi tarafında kalırdı. Öyle buradaki gibi, her mezarın başında duramazdın. Sonra bir gün, bir define lafi çıktı. Ama bizim tarafta değilmiş. Karşıdaymış. Biz de gizli gizli o tarafa geçerdik. Sağı solu kazardık. Bir türlü bulamadık bir şey. Sonra bir gün, bizimkilerden biri garip bir mezar buldu. Böyle, türbe gibi. Ama ne olduğu da belli değil. Sonra da dediler ki, tamam işte, orası. Ama nasıl kazacaksın? Karşı tarafta çünkü. Ama sonra dedik ki, gideriz, gerekirse kavga ederiz, sonra da kazıp defineyi çıkartırız. Bir gittik, üstünde karşı çeteden bir çocuk. Küçüklerden. Yatmış o mezarın üstüne, uyuyor. Kaldırdık bunu. Çok korktu bu. Yapmayın, dedi. Dinlemedik tabii. Kaz ulan, dedik. Sen kazacaksın! Kazmaya başladı bu. Sonra..." "Siktir et" dedi Derda. İsa'nın ağzından ses hızında çıkmış onlarca cümle, Derda'nın iki kelimesine çarpıp paramparça olmuştu. "Neyse ne! Sonunda bulabildiniz mi defineyi? Yok! O zaman siktir et!" İsa'nın yüzü mermer gibi oldu. Mezarlık mermeri gibi. Damarlarıysa derisine yeşil yeşil yapışıp kaldı. Bu hayatta kimseye hiçbir şeyi tam olarak anlatamayacağını anlamıştı. Biri için ölüm kalım meselesi olan, diğerinin gözünde toz kadardı. İsa çevresindeki mezarlara baktı ve iyi ki ölüyorlar, dedi içinden. Insanoğlunun, hak ettiği için öldüğüne o gün inandı. Ölene kadar da başka bir şeye inanmadı. Şimdi ne yapacaksın? Yoruldum öyle durmaktan, birşeyler yapacağım işte. İyi de ne? "Daha yeni geldim be ana, pişman etme adamı!" Yasin, hiçbir şey yapmayacak