Allah’a şükürler olsun ki, sınırsız şükrün kendisine lâyık olduğu, iki âlemin Hâliki ve on iki bin âlemin Rabbi, bu muhtaç kulunu, mevcûdâtın övüncü ve iki cihan önderi olan Efendimize ﷺ ümmet eyledi
Hz Ömer ᴿᴬ:
"Ben, Halid'i bir öfkesinden ya da ihanetinden dolayı azletmedim.
Fakat insanlar onu o kadar büyüttüler ki, Allah'ı bırakıp ona tevekkül edeceklerinden korktum. Ben onlara bütün bu başarıların Allah'tan geldiğini bilmelerini istediğim için böyle hareket ettim."
Bütün inananların baş düşmanı olan Şeytan, sadece taviz vermeyen Müslüman'a yaklaşamaz ve ondan çekinir.
Şeytanın bu tavizsiz Müslümanlardan Hz. Ömer'e karşı olan tutumunu, Resûlullah ﷺ şöyle anlatıyor:
"Gökte Ömer'e saygı duymayan bir melek ve yerde ondan korkmayan bir şeytan yoktur. "
İşlerimizin başında da sonunda da Rabbimize hamd ederiz.
"Hamd, göklerin, yerin ve bütün âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.
Göklerde ve yerde azamet yalnız O'nundur.
O, azizdir, hakîmdir." (Câsiye: 36-37)
Kur'ân ilimleriyle uğraşan hiç kimse asla onun bilgi ve sırlarının sonuna ulaşacağı zannına kapılmasın.
Zira bu asla olmayacak bir iştir.
Kur'ân-ı Kerîm hakkında yazarlar ne kadar yeni şeyler yazsalar, bu konuda ne kadar gayret gösterseler de gözlerinden kaçırdıkları şeyler her zaman buldukları şeylerden daha çok olacaktır. Bizler görüyoruz ki Kur'ân'ın gönderildiği ilk asırlardan günümüze kadar müfessirler Kur'ân üzerinde titiz incelemelerde bulunuyorlar.
Kur'ân'ın i'câzı, kıssalar, ahlak ve beyan gibi konularda yeni yeni bilgiler ortaya koyuyorlar.
Fakat bu bilgilerin hiç birisi de bu konularda gelinebilecek en son nokta olmuyor.
Şayet bir kısım insanlar Kur'ân-ı Kerîm'in bütün bilgilerini ihata edebilselerdi, o zaman Kur'ân, hayat devam ettikçe tüm dünyanın istifade edebileceği son ve mükemmel kitap nasıl olabilirdi ki?