enes

Ahlak
Türkiye’de günden güne hız kazanan ciddi bir ahlâk buhranı yaşanmakta. Siyasette, sporda, öğretimde, kültürde, medyada, dinî yaşantıda ve fikirde insanlara egemen olan bir ahlâk krizi söz konusu. Fakat gel gör ki, ortada hiç de böylesi bir buhran yokmuş gibi gün dolduruyoruz. Zaten bu vurdumduymazlık dahi yaşanılan ahlâk krizinin en bariz alametlerinden biri. Siyasette ahlâk zayıfladıkça popülizm, liyakatsizlik ve istismar sanatı; eğitim-öğretimde ahlâk kayboldukça cahillik, edepsizlik ve yozlaşma; kültürde ahlâk erozyonu yaşandıkça köksüzleşme, kimliksizlik ve taklitçilik çoğaldı, çoğalıyor. Bunlar ve diğer kalemlerdeki ahlâkî irtifa kayıpları derin bir cehaleti de beraberinde getirip besliyor. Gençler ekseriyetle, maalesef ki bu cehalet ikliminde hayatı teneffüs ediyorlar. Dolayısıyla ne yaşadıkları hayata karşı ahlâklı ve tutarlı, ne de karşı oldukları hayata karşı donanımlı ve ahlâklı olabiliyorlar. Kabulleri ve karşı koyuşları bilgiden ziyade hisse, tutarlılıktan ziyade ânlık telkinlere göre şekilleniyor. Olur olmadık söylemleri, eylemleri, bilinçsiz hayatları işbu manzaranın neticesi. Tüm bu marazların kökünde ise Kemalist inkılaplar olduğu gün gibi ortada. Tarih ve din tasavvuru, öğretimi, medyayı, cemiyeti… tarumar eden, tahakküm eden bir dizi inkılap ile cemiyeti mahv u perişan eden bu sefil ideolojinin hâlen yürürlükte tutulmasının akla ve mantığa, nesle ve istikbale ihanet olduğunu çekinmeden ne vakit teslim edersek, işte o gün düzelmeye başlayacağız. Bunun içinse önce ahlâk anlayışında ıslaha ve ardından da ahlâkın toplumsal cephede ihyâsına ihtiyacımız var. Çünkü kendine karşı ahlâklı olmayan, topluma karşı da ahlâklı olmuyor; ahlâklı olmayan bir topluma ise içten içe çürümekten başka yol kalmıyor. Melikşah Sezen
1000k
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Sorumluluk almak zorundayız
Yüce Allah İslam'ı yaşama ve yaşatma sorumluluğunu önce Emeviler'e verdi. Onlar bu sorumluluğun hakkını veremeyince Abbasiler'e teslim etti. Abbasiler hakkını veremeyince Selçuklular'a, Selçuklular emanete sahip çıkamayınca Osmanlı'ya lütfetti. Osmanlı uzun süre bu emaneti taşıdı, sorumluluğunu yerine getirdi, sonunda da Türkiye'yi doğurdu. Biz o zamanlar yeni doğan bir çocuk olduğumuz için bu yüce sorumluluğu üstlenemedik. Ancak yüce Allah da bu sorumluluğu başkasına vermedi. Çünkü aslanın doğurduğu da aslandı. Elbette bu aslan büyüyecek ve tekrar güçlenecekti! İşte o vakit artık geldi! Bizler var gücümüzle İslam'a sarılmalı, onu yaşama ve yaşatma sorumluluğunu üstlenmeliyiz! Aksi halde yüce Allah bu büyük sorumluluğu bizden alacak ve taşıyacak hakiki kullarına verecek! Pişman olacağız! Mustafa Solmaz
1000k
Yeni Yıl
Yeni yıldan bir temennimiz yok, bizim ümidimiz yalnızca Allah’adır ve Allah’tandır.
1000k
Posta
Hz. Ömer ᴿᴬ, özel olarak görevlendirdiği postacılar vasıtasıyla ordusundan günü gününe haber alıyor; adeta onların yanında savaşıyormuş gibi ordusunu sevk ve idare ediyordu. Nitekim komutanlarına göndermiş olduğu emirlerde, her gün durumlarını bildiren mektuplar yazmalarını ve bu mektupları postayla Medine’ye göndererek devlet merkezini olup-bitenden haberdar etmelerini istemiştir.
Sayfa 91 - Beyan Yayınları·Kitabı okudu
1000k