Allah’a şükürler olsun ki, sınırsız şükrün kendisine lâyık olduğu, iki âlemin Hâliki ve on iki bin âlemin Rabbi, bu muhtaç kulunu, mevcûdâtın övüncü ve iki cihan önderi olan Efendimize ﷺ ümmet eyledi
Gayemiz kitap yazmak değil; eski tarihimizi günümüze taşımaktır.
Tâ ki Selefin yapmış olduğu güzel mücâdeleyi taklit edelim; hatalarını da bir de biz işlemeyelim!
Birisi İslâm ve Müslüman düşmanlığı yapıyorsa, İslâm'ın ilkelerine "çağdışı" deyip saldırıyorsa, artık o kişi gayrımüslimdir. Üstelik şuurluca İslâm'la mücadele eden bir gayrımüslimdir; ister adı İhsan Süreyya olsun, Ahmet olsun, Ayşe olsun, Kenan olsun Süleyman olsun...
Çünkü İslâm'a düşmanlıkları gizli değil, fiil ve hareketleriyle, söz ve davranışlarıyla, İslâm ilkelerine olan saldırılarıyla ayan-beyan ortadadır, açıktır.
İçimizdeki siyonistler son 2 aydır hayatlarının şokunu yaşıyorlar.
Yıllardır arkasına saklandıkları sözde ilkelerin hepsinin nasıl da içi boş ve sadece kendi çıkarlarını korumak için kullandıkları apaçık ortaya çıktı.
Türkiye’de günden güne hız kazanan ciddi bir ahlâk buhranı yaşanmakta. Siyasette, sporda, öğretimde, kültürde, medyada, dinî yaşantıda ve fikirde insanlara egemen olan bir ahlâk krizi söz konusu. Fakat gel gör ki, ortada hiç de böylesi bir buhran yokmuş gibi gün dolduruyoruz. Zaten bu vurdumduymazlık dahi yaşanılan ahlâk krizinin en bariz alametlerinden biri.
Siyasette ahlâk zayıfladıkça popülizm, liyakatsizlik ve istismar sanatı; eğitim-öğretimde ahlâk kayboldukça cahillik, edepsizlik ve yozlaşma; kültürde ahlâk erozyonu yaşandıkça köksüzleşme, kimliksizlik ve taklitçilik çoğaldı, çoğalıyor. Bunlar ve diğer kalemlerdeki ahlâkî irtifa kayıpları derin bir cehaleti de beraberinde getirip besliyor.
Gençler ekseriyetle, maalesef ki bu cehalet ikliminde hayatı teneffüs ediyorlar. Dolayısıyla ne yaşadıkları hayata karşı ahlâklı ve tutarlı, ne de karşı oldukları hayata karşı donanımlı ve ahlâklı olabiliyorlar. Kabulleri ve karşı koyuşları bilgiden ziyade hisse, tutarlılıktan ziyade ânlık telkinlere göre şekilleniyor. Olur olmadık söylemleri, eylemleri, bilinçsiz hayatları işbu manzaranın neticesi.
Tüm bu marazların kökünde ise Kemalist inkılaplar olduğu gün gibi ortada. Tarih ve din tasavvuru, öğretimi, medyayı, cemiyeti… tarumar eden, tahakküm eden bir dizi inkılap ile cemiyeti mahv u perişan eden bu sefil ideolojinin hâlen yürürlükte tutulmasının akla ve mantığa, nesle ve istikbale ihanet olduğunu çekinmeden ne vakit teslim edersek, işte o gün düzelmeye başlayacağız. Bunun içinse önce ahlâk anlayışında ıslaha ve ardından da ahlâkın toplumsal cephede ihyâsına ihtiyacımız var. Çünkü kendine karşı ahlâklı olmayan, topluma karşı da ahlâklı olmuyor; ahlâklı olmayan bir topluma ise içten içe çürümekten başka yol kalmıyor.
Melikşah Sezen
Yüce Allah İslam'ı yaşama ve yaşatma sorumluluğunu önce Emeviler'e verdi. Onlar bu sorumluluğun hakkını veremeyince Abbasiler'e teslim etti. Abbasiler hakkını veremeyince Selçuklular'a, Selçuklular emanete sahip çıkamayınca Osmanlı'ya lütfetti.
Osmanlı uzun süre bu emaneti taşıdı, sorumluluğunu yerine getirdi, sonunda da Türkiye'yi doğurdu. Biz o zamanlar yeni doğan bir çocuk olduğumuz için bu yüce sorumluluğu üstlenemedik. Ancak yüce Allah da bu sorumluluğu başkasına vermedi. Çünkü aslanın doğurduğu da aslandı. Elbette bu aslan büyüyecek ve tekrar güçlenecekti! İşte o vakit artık geldi! Bizler var gücümüzle İslam'a sarılmalı, onu yaşama ve yaşatma sorumluluğunu üstlenmeliyiz!
Aksi halde yüce Allah bu büyük sorumluluğu bizden alacak ve taşıyacak hakiki kullarına verecek!
Pişman olacağız!
Mustafa Solmaz