Cümlelerin çapraz, hayatın dümdüz.. Beni ben yapan sendin diyosun, belli ki kendinle hiç alakan yok... Seninki aşk değil, fason üretim.. Kalbimde yerin var dedin, baktık zemin kat... Karanlık, rutubetli, üstüne bir de aidat istiyosun.. Kalbin dubleks olsa ne yazar? Ben o karanlığa girmem... Dibine kadar sevdim diyosun, iki yudumda bitirmişsin, ağzında hâlâ acı bir telve... Tüketmişsin aşkı, hâlâ fincana suç atıyosun.. Aşkın gözü kördür dedik de, seninki hem sağır hem GPS’ si bozuk.. Israrla yanlış kişiye sarılmak aşk değil, yön kaybıdır.. Kalbimi verdim diyosun, ne kutu var, ne fatura.. Ürün bozuk çıktı, servis bile bakmıyo.. Bizi sevdik diye, müşteri hizmetlerine düşürdünüz, yazıklar olsun.. Yanımda ol yeter dedin, geldik sustun.. Meğer mesele ben değilmişim, sana storylik manzara lazımmış.. Senin sevgi dediğin emek değil, uzaktan çalışma sistemi.. Her şeyi göze alırım diyosan, şu doğalgaz faturasını da göze al be gülüm.. Aşk büyük ama kombi edebiyatla dönmüyor.. Senin mevzun derin değil, sadece (suyun bulanık)..
İnsan ve Duygular
Filozof Friedrich Nietzsche ahlak maskesi takınca ahlaklı olacağını düşünenlerin maskesini şöyle indirir: "Tüm ahlak bekçileri aslında derin bir utanç ve korku içinde yaşarlar. Bilirler ki, içlerindeki o gizli arzular ve bastırılmış eğilimler bir gün açığa çıkarsa, herkes onların birer casus ve hain olduğunu anlayacaktır. Üstelik, teoride diktikleri o kusursuz ahlak kalelerinin, pratik hayatın rüzgarında ne kadar çabuk yıkıldığını en iyi kendileri bilirler. Çünkü eyleme geçtikleri her an, bastırmaya çalıştıkları o gizli dürtüler akıllarını çeler ve onları kendi savundukları doğruların en büyük suçlusu haline getirir."
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Sende Evde Kaldın
Antropologlar der ki, insan toplulukları hayatta kalma ve üreme üzerine kuruludur. Evet, biyolojik bir gerçek bu. Ama biz artık mağara devrinde yaşamıyoruz. Modern dünyada birey, kendi anlamını yaratma hakkını kazandı. Yine de kolektif bilinçaltımız hâlâ “evlen, yuva kur, çocuk yap” komutunu tekrar tekrar fısıldıyor. Özellikle kadınlara. Çünkü tarih boyunca kadının değeri, doğurganlığı ve ev içi rolü üzerinden ölçüldü.Psikoloji bunu “sosyal rol teorisi” ile açıklıyor. Toplum bize roller biçiyor ve biz de o rollere uymazsak dışlanma korkusu yaşıyoruz. Karen Horney’in “nevrotik ihtiyaçlar” kavramı burada devreye giriyor: Sevgi, kabul görme ve aidiyet ihtiyacı o kadar güçlü ki, insanlar mutsuz bir evliliğe razı oluyor, yalnız kalmaktansa. Oysa Carl Jung’un “bireyleşme” süreci tam tersi bir yolculuk öneriyor: Maskeleri atmak, kendi gölgemizle yüzleşmek ve gerçek benliğimize ulaşmak. Evlilik bu yolculuğun bir durağı olabilir, ama kesinlikle istasyonu değil.Felsefeye bakalım. Aristoteles “eudaimonia” der; yani “güzel yaşam”, erdemli bir hayat sürmek ve potansiyelini gerçekleştirmek. Epiktetos gibi Stoacılar der ki, mutluluk dış şartlara bağlı değildir; içimizde, seçimlerimizdedir. Sartre ise varoluşçu bir çığlık atar: “Varoluş özden önce gelir.” Yani sen önce varsın, sonra ne yapacağına karar verirsin. Evlilik bir tercih olabilir, ama zorunluluk değil. Zorunluluk haline getirildiğinde ise özgürlüğün katili olur.Düşünün: Nobel ödüllü bir bilim insanı, uluslararası arenada konuşmalar yapan bir lider, kitapları onlarca dile çevrilmiş bir yazar… Ve bir teyze, çayını yudumlarken “Kızım, sen de evde kaldın” diyor. O kadının umurunda mı gerçekten?Bence değil. Çünkü o kadın çoktan Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinin en tepesine, “kendini gerçekleştirme” basamağına tırmanmış. O,
1000Kitap
Sende Evde Kaldın
Antropologlar der ki, insan toplulukları hayatta kalma ve üreme üzerine kuruludur. Evet, biyolojik bir gerçek bu. Ama biz artık mağara devrinde yaşamıyoruz. Modern dünyada birey, kendi anlamını yaratma hakkını kazandı. Yine de kolektif bilinçaltımız hâlâ “evlen, yuva kur, çocuk yap” komutunu tekrar tekrar fısıldıyor. Özellikle kadınlara. Çünkü tarih boyunca kadının değeri, doğurganlığı ve ev içi rolü üzerinden ölçüldü.Psikoloji bunu “sosyal rol teorisi” ile açıklıyor. Toplum bize roller biçiyor ve biz de o rollere uymazsak dışlanma korkusu yaşıyoruz. Karen Horney’in “nevrotik ihtiyaçlar” kavramı burada devreye giriyor: Sevgi, kabul görme ve aidiyet ihtiyacı o kadar güçlü ki, insanlar mutsuz bir evliliğe razı oluyor, yalnız kalmaktansa. Oysa Carl Jung’un “bireyleşme” süreci tam tersi bir yolculuk öneriyor: Maskeleri atmak, kendi gölgemizle yüzleşmek ve gerçek benliğimize ulaşmak. Evlilik bu yolculuğun bir durağı olabilir, ama kesinlikle istasyonu değil.Felsefeye bakalım. Aristoteles “eudaimonia” der; yani “güzel yaşam”, erdemli bir hayat sürmek ve potansiyelini gerçekleştirmek. Epiktetos gibi Stoacılar der ki, mutluluk dış şartlara bağlı değildir; içimizde, seçimlerimizdedir. Sartre ise varoluşçu bir çığlık atar: “Varoluş özden önce gelir.” Yani sen önce varsın, sonra ne yapacağına karar verirsin. Evlilik bir tercih olabilir, ama zorunluluk değil. Zorunluluk haline getirildiğinde ise özgürlüğün katili olur.Düşünün: Nobel ödüllü bir bilim insanı, uluslararası arenada konuşmalar yapan bir lider, kitapları onlarca dile çevrilmiş bir yazar… Ve bir teyze, çayını yudumlarken “Kızım, sen de evde kaldın” diyor. O kadının umurunda mı gerçekten?Bence değil. Çünkü o kadın çoktan Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinin en tepesine, “kendini gerçekleştirme” basamağına tırmanmış. O,
Sineem zateş-i dil der gam-1 canane bisuht Ateşi bud derin hane ki kaşane bisuht Göğsüm sevgilinin derdiyle gönül ateşine yandı. Bu gönül yurdunda öyle bir ateş vardı ki, Göğüs kâşanesini yaktı, yandırdı. Hafız-ı Şirazi
İnsan ve Duygular
Sosyal medya platformlarından bazı özel günlerde nefret ediyor girmek istemiyorum anneler gününü babalar gününü kutlayan insanlar resimlerini atıp paylaşım yapıyor onlar adına ben utanıyorum annesini babasını kaybetmiş insanlar var annesi babası hayattayken varlığını hiç hissedememiş bunun özlemini çekmiş insanlar var yarası derin eksik tarafı asla dolmayacak insanlardan söz ediyorum. bu paylaşımları yaparak o insanların yarasına tuz basmaya içinin cız etmesine kimsenin hakkı yok diye düşünüyorum birazcık baksak başkalarının gözünden onlar yerine koysak kendimizi hayat onlar için zaten zor biz daha da zorlaştırmasak tamam yine kutlansın ama insanların gözüne sokarcasına değil ya da bi gün kutlanmasın mesela hayatta oldukları her gün bi çift güzel söz söylensin boyunlarına sarılsın elleri hergün öpülsün bir güne sığdırılmasın bugünler başkasına değil onlara göstermelik olsun minnetimiz şükrümüz sevgimiz