• “Derin bir iç çekişe sığdırıyoruz koca koca umutları, kırgınlıkları, yıkılmışlıkları...”
  • Bu semtin mutlak sessizliğinde,
    önümden, herhalde evlerine dönen çakırkeyif insanlardan
    gelen konuşmalar, gülüşmeler duyardım. Onları görmek için durur,
    sesi duyduğum tarafa bakardım. Ama uzun süre beklemek zorunda
    kalırdım; çünkü etraftaki derin sessizlik, henüz uzakta olan
    sesleri aşırı bir netlikte ve güçte iletmiş olurdu. Sonunda gezintiye
    çıkanlar zannettiğim gibi önümden değil, arkamdan ve çok uzağımdan
    geçerlerdi. Belki sokakların kesişmesi, evlerin araya girmesi,
    kırılmayla bu işitme yanılgısına yol açtığından, belki de yerini
    bilmediğimiz bir sesi konumlandırmak çok zor olduğundan,
    mesafe konusunda olduğu kadar, yön konusunda da yanılırdım.
  • https://www.instagram.com/kitapdolusu/
    ⭐ Türkiye'deki yeraltı edebiyatı ihtiyacını tereddütsüz karşılayan @ayrintiyayinlari 'ndan yine çok farklı bir eserle karşınızdayım. Serdar Şekerci 'nin kaleminden çıkan İlk Kitap : Sarı, yaşamdan, korkulardan, özlemden ve sevgiden oldukça çarpıcı mesajlar içeriyor.
    ⭐ Daha önce hiç okumadığım bir stile sahip bir kitap olan eserimiz, aslında kişi-zaman-olay gibi olası rutin düzeni reddederek farklı zamanlarda farklı olaylar ve kişilerle bir akış tercih ediyor. Açıkçası okuması benim için zor oldu fakat içinde o kadar derin duygular var ki, okunmasının zor olması kitapta olumlu anlamda kaybolmanızı aslında kolaylaştırıyor.
    ⭐ Aralarda çeşitli deneme yazıları ile de okuyuculara ulaşan yazar, hepimizin söyleyemediği veya söylemeye korktuğu şeyleri cüretkar bir biçimde ele alarak pembe gözlüklerimizi atmamızı sağlıyor.
    ⭐ Kişilerin hepsi renk isimleriyle anılıyor, bu da bana Paul Auster'in New York üçlemesindeki hayaletler kitabını hatırlattı ve ayrıca hoşuma gitti.
    ⭐ Bence İlk Kitap : Sarı bu kadar karmaşık yazılmasaydı belki de bu kadar çarpıcı olmazdı. Bazen bir distopyada hatta ölümün eşiğinde, bazen umut dolu bir anda, bazense özlemin kollarında kaybolarak çeşitli ruh hallerine gireceğiniz bu kitapta hayata ve insanlığa dair çok şey bulacaksınız.
  • Çok emeği var yüreğimde, emeklemeyi öğretti kısa zamanda sonra elimden tuttu ayağa kaldırdı, ardından yürümek gelir ama o beni yürümekten önce koşturdu dört nala... konuşmam için çok çaba sarfetti hakkını yiyemem hiçbir zaman, lâkin konuşmaktan önce yazmayı seçtim hem de ilk O'nun adından başladım; sayfalarca sanki ödev verilmişcesine alt alta, yan yana durmadan adını yazdım.. Ben yazdıkça mutlu olduğunu farkettim, yazarak mutlu etmeme alıştı diye hiç konuşmayı öğrenmek istemedim bende... birlikte resimler çiziyor, çizgi film izliyor, oyunlar oynuyorduk; masum olana dair ne varsa tümünü yaşattı, yaşadı benimle... O ellerinde, ben ise yüreğimde büyütüyordum O nu, sürekli başucumda masallar okuyor, ninniler söylüyordu uyutmak için ve bende O'nun için, içimden duâ etmeden kapatmıyordum gözlerimi... kapattığımda ise ellerinin yüzümde nasıl gezindiğine şahit oluyordu kalbimin ritmi; hem zaten çoğu vakit ondan başkası gözüme girmiyordu: uyku bile... sonra bir sabah uyandığımda tebessüm ederken gördüm O'nu... ama bu diğer sabahlar da ettiği tebessumlerden farklı bir tebessümdü haydi büyüdün; yazmayı bırak konuş artık der gibiydi... utandım yorganı sonuna kadar çektim başıma " sanki yaramaz çocuk deyip açmayacaktı başımı " ... ama açınca ne diyecektim, ilk defa konuşacaktım çünkü; tüm şairlerin sözleri film şeridi gibi geçti gözlerimin önünden o olmaz, oda olmaz, hayır buda olmaz derken: yaramaz çocuk deyip açtı başımda ki yorganı... sanki nöbet tutan bir askerin, denetleme yapmak için gelen rütbeli komutanına diyaframını yırtarcasına tekmil veren o gür sesi gibi " Seni Seviyorum " diyebildim sadece... derin bir sessizlik oluştu başım önde tabi, yüzüne bakamıyordum söylediğim şeyin yüzünde ne tepki oluşturduğunu gormek istiyor ama başım kalkmıyordu... sonra elleriyle başımı kaldırdı yavaşça, gözlerimin en derinine göç eder gibi baktı... Anlamıştım dedi.. Neyi diye soramadım ki, anladığın şeyi söyle Kadın diye içime bağırıyordum sanki.. Sen dedi: salıncakları seversin, mutluluktan ayaklarını yerden kesmeye götüreceğim ve sonsuz mavilikte; şiirlerden yaptığın yüzüğü parmağıma takarken kuşlar da şahitlik etsin ve sonra uçurtmamızı hedef alacak avcıların olmadığı, sonsuzlukta ebedi uçacak bir yere taşınalım der demez; Sarıldım... öyle bir sarıldım ki; kaburgalarının çıtırtısı sonsuzlukta yankılanıyordu sanki... " Daha çok sarıl dedi gerekirse kırılsın kaburgalarım, bir şey kırıldı diye acı çekiceksem de bu sebepten olsun "... Bir daha sevdim, bin defa daha sevdim, sevdim işte.....
  • .

    ağlamaktan için çıktı bugün. zaten çok da soğuk vardı, kar soğuğu. hiç kimseyi de göresim yoktu. sigaram bile ıslanmış, çayım da soğumuştu. içemedim.
    sinir katsayımda Everest'in yükseklerinde gezinip duruyor. tahammül seviyemse yerlerde. her şey ve herkes istisnasız çıldırtıyor beni. mutlu olamıyorum, aynadaki görüntüme durup durup tüküresim geliyor. özgüvenime de bir şeyler olmuş, Ali kıran baş kesen değilim artık. ödevimi de yetiştiremedim, girmedim derse. yalnızdım, çok bekledim. baktım bekleyince kimse gelmiyor gidip mescide kış uykusuna yatmış ayılar gibi derin derin uyudum. montum yetmedi boyuma, sırtım tutuldu. konuşan kızların kıkırtısına uyandım bir hışımla, o kadar sinirlendim ki küfür edecektim Allah'tan mescitte olduğumuz geldi aklıma. dilimin ucunadek geldi vallahi zor tuttum. sıkıldım da bir yandan, günlük rutinler baydı. kulaklığımın bir tarafını da patlattım yüksek sesten, aferin bana. bu ay bayağı borca battım, sıkışığım yenisini de alamamak egomu zedeliyor. D&R a gittim kitap aldım, o da fos çıktı. resmen boşa para verdim, içim yine sıkıldı. kitap da elimde sürünüyor.
    bu sıralar sadece havalar değil bende soğuğum, çayım soğuk, ellerim soğuk, sigaram ıslak. bir de kalbim çok ağrıyor. sol kolum boyuna uyuşuyor. solak olmasam sıkıntı değil de uyuşukluk bayağı zorluyor beni. doktora falan da gitmeyeceğim oldum olası gıcığım hastanelere, doktorlara. kahvaltılara da küstüm, uyanır uyanmaz sigara istiyor canım bir de 2 litre su. boğazım kupkuru uyanıyorum. sesim zaten duble bariton. hiç de gün aydın falan değil valla, gıcık bir hava. leş gibi soğuk, iliklerim bile donuyor. sonrası prostat olmuş amcalar gibiyim. 2nin katlarına da gıcığım. ne kadar salak bir rakam, hele yandaşı 3ü bıçaklamak istiyorum.
    yahu o değil de çay bile sarmıyor bu sıralar.

    FBI, 911.
  • "Almancada 'unheimlich zu Mute' hissettiğinizde tanımlanamayan bir korkunun kıskacındasınız demektir. Kendinizi yabancı hissediyorsunuz, dahası içten içe her zamanki ruh haline yabancı büyük bir boşluk veya derin bir bir uçurum sezinliyorsunuz."
  • İlhami Algör
    Sayfa 23 - İletişim Yayınları ~ İki