Zihin derin bir kuyudur ve hatırlamak o kuyudan ağır ağır su çekmeye benzer. Kimi hatıralar bizi güçsüz bırakır. Su dolu kovacık kuyudan çıkarken sağa sola çarpar, sesler çıkarır. Kimi zaman o hatırayı derinlerden çıkarmaya gücümüz yetmez.
Şu anda çehresini hatırlayamıyorum bile, fakat hafızamdan daha derin bir yerde onun bir taşa
hakkedilmiş kadar keskin bir tasvirinin, akılların
almayacağı kadar eski zamanlardan beri mevcut
olduğuna eminim. Şu kalabalığın içine gözlerim kapalı olarak karışsam bir kuvvet beni muhakkak
hiç şaşırtmadan doğru ona götürecektir.
Gelgelelim
Beter, bize kısmetmiş.
Ölüm, böyle altı okka koymaz adama,
Susmak ve beklemek, müthiş
Genciz, namlu gibi,
Ve çatal yürek,
Barışa, bayrama hasret
Uykulara, derin, kaygısız, rahat,
Otuz iki dişimizle gülmeğe…
İşte her şeyi böylece anlaması ve düştüğü yüz kızartıcı durum, ona hazzın son derecesini tattırır. "Nasıl? Sizi rahatsız ediyor, içinizi sızlatıyor; hem de evinizde uyku uyutmuyorum ya! Uyumayın, dişlerimin ağrıdığını her an siz de anlayın. Artık eskiden görünmek istediğim gibi bir kahraman değil; iğrenç, şirret bir adam var karşınızda. Varsın öyle olsun. Foyamı ortaya çıkardığınız için kıvançlıyım. Benim pis pis dırlanmalarım hoşunuza mı gitmiyor? Öyle olsun, ben şimdi daha pis bir yaygara koparayım da, siz o zaman görün." Yine anlamadınız mı beyler? Bu yüksek hazzı anlayabilmek için, sanırım kafalar daha çok gelişmeli, insanoğlu daha derin bir anlayışa erişmeli. Gülüyorsunuz, öyle mi? Buna çok memnun oldum. Biliyorum, şakalarım oldukça bayat, kaba, çetrefilli; kendime güvensizliğimi gösterir. Kendime saygı göstermediğim içindir herhalde. Her şeyi anlayan bir adam kendine nasıl saygı duyar?
"Aziz dost! Sen tek bir kişi değilsin, sen bir âlemsin! Sen derin ve çok büyük bir denizsin. Ey insan-ı kâmil! O senin muazzam varlığın belki dokuz yüz kattır; dibi, kıyısı olmayan bir denizdir. Yüzlerce âlem o denize gark olup gitmiştir." Insanı kolay anlamaya, çözmeye, cevaplamaya çalışma zira dokuz yüz katlıdır insan…