Ruhun Kutsal Aracı Sevgi - Kavli Garib Çob
Ruhun Kutsal Aracı Sevgi - Kavli Garib Çoban İnsan bir süslenme yada put değildir. Sadece kutsal bir geometri değildir. Sadece birbirini kesen iki sevgili değildir. Sadece habil kabil gibi manevi imge değildir. İnsan bir öğretidir. İnsan alemlerin bedeninin bir haritasıdır. Sadece et, hafıza, duygu ve düşünce olmadığının bir hatırlatıcısıdır ölüm. Teheccüt vakti süregeldim aşk meyini içerek, şems vakti her bir akı karasından seçerek insandan geçtim. Sen güzellikle sözünü söylersin, arif olan ders alır, cahil olan tavır. Sen bir ruh içindeki bilinçsin. İnsan kelimesi kırklar meclisinde karla yüklü dal gibi anlaşılır!.. Alemlerin ışığı, manevi ruh, ölümlü bedenin adı. Ayrı şeyler değil, hep yenilenen canlı bir sistem. İnsan, beden, ruh, zihin ve ilahi zekânın hizalandığında neler olduğunu açığa vurur. Ben istemeden birinin kalbini kırdım. Bunu bir daha yapmamak için ne hissediysem hasret oldu. Sen güzellikle sözünü söylersin, arif olan ders alır, cahil olan tavır. Umudu olduğum gibi yaşıyamadığım için nerde susmak gerektiğini öğretti hayat bir kabirbaşında. Sadece arkadaş değildik. Ama ne olduğumuzunda önemi yok. Karşılıksız sevgi yükselen ruhun yükselişini temsil eder. Putlarıyla alçalan insan gökten ineni temsil eder mi?.. Biri sonsuza doğru uzanır teheccüt vakti. Biri yeryüzünde bir avuç toprak şems vakti. Sen güzellikle sözünü söylersin, arif olan ders alır, cahil olan tavır.
Bir yıldız kaydı gökyüzünden ...
BİR YILDIZ KAYDI GÖKYÜZÜNDEN Çok kıymetli sevgili Vahap Bellibaş’ın Aziz Hatırasına... ​İçimde tarif etmekte zorlandığım, kelimelerin bile eğilip büküldüğü derin bir sızı var bugün. Hani bazı insanlar vardır; varlığıyla dünyaya zarafet, neşe ve umut taşırlar. Onlar göçüp gittiğinde sadece bir hayat son bulmaz, sanki dünyanın bir rengi, gökyüzünün bir feneri eksilir. İşte bu dünyadan öyle bir insan, bir asil beyefendi, bir çocuk dostu geçti.Emekli öğretmen ve duayen izci liderimiz Vahap Bellibaş... ​Kimbilir kaç çocuğun çocukluğu, kaç gencin geleceğe bakan pusulası oldu? Kaç yüreğe dokundu, kaç ömre unutmaları mümkün olmayan güzellikler fısıldadı? Bugün onun gidişiyle kaç yüreğin canı acıdı, tahmin etmek zor. Ama bildiğim bir şey var ki; onu tanıma şerefine erişen herkes, heybesinde onun o kocaman ve şefkatli kalbinden bir parça taşıyor artık. ​Ben onu, o unutulmaz Erzurum Keyifli Okul Atölyem (KOA) kampımızda tanıma şerefine ulaştım. Kampın o kendine has telaşı ve coşkusu içinde, koca yaşına rağmen bitmek tükenmek bilmeyen enerjisiyle hepimizin neşe kaynağı olmuştu. Karşımızda duran sadece bir izci lideri ya da emekli bir öğretmen değil; çocukla çocuk olan, çocuk gibi oynayan, oynatan, şarkılarıyla ve marşlarıyla tüm ortama hayat veren canlı bir çınardı. Yaşı ne olursa olsun, ruhu her daim bir yavrukurtun heyecanını taşıyordu.✌️ ​Gittiği her yeri, şahit olduğu her güzel anı not defterine kaydederdi. Sanki hayata ve insana dair hiçbir güzelliği kaçırmak istemez gibi, her anı ölümsüzleştirirdi. Tahminim o deftere sadece notlar değil; nezaket, saygı, sevgi ve naiflik de işlenirdi ilmek ilmek. Öyle içten, öyle mütevazı öyle candı ki... Sosyal medyada paylaştığım her gönderime , attığım her storiye o kadar güzel, o kadar kalpten yorumlar yapardı ki, onun o zarif
Duygu ve Düşünce
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İnceleme Değil, İncinme: 8Kitap 8Karakter, Ben Tek
Bölüm 1 - Dünyanın Ortasında Toplananlar Ekvator çizgisinin geçtiği yerde, Ciudad Mitad del Mundo (Dünya'nın Ortası) geceleri bambaşka bir sessizliğe bürünüyordu. Gündüz turistlerin, fotoğrafların ve rehber seslerinin doldurduğu alan, gece olduğunda sanki kendi varlığını geri çekiyor, geriye yalnızca taş ve boşluk kalıyordu. Anıtın önündeki merdivenler bu boşluğun en görünür yeriydi. Bu merdivenlerde oturanlar sıradan insanlar değildi. Her biri farklı bir romanın içinden çıkıp gelmişti ve her biri kendi zamanını geride bırakmıştı. En üst basamakta Meursault bulunuyordu. Yabancı adlı eserin bu karakteri, Albert Camus’un anlattığı dünyadan kopmuş gibi değil, o dünyayı hiçbir zaman tam olarak kabul etmemiş gibi duruyordu. Biraz aşağıda Yeraltı Adamı vardı. Yeraltından Notlar içindeki bu figür, Fyodor Dostoyevski’nin dünyasından çıkmış ama oradan tamamen ayrılmamıştı, hala kendi zihniyle çatışıyordu. C. Aylak Adam içinden gelen bir başka yalnızlıktı. Yusuf Atılgan’ın karakteri dünyaya karşı mesafesini bir tavır gibi taşımıyordu, daha çok doğal bir uzaklık gibi yaşıyordu. Selim Işık ise Tutunamayanlar dünyasının merkezindeki kırılmayı taşıyordu. Oğuz Atay’ın kurduğu o iç ses, burada bir beden haline gelmişti. Alt basamaklarda Raif Efendi ve Kemal vardı. Biri Kürk Mantolu Madonna içinde sessiz bir aşkın taşıyıcısıydı, diğeri Masumiyet Müzesi içinde hatırayı nesneye dönüştüren bir hafızaydı. Daha aşağıda Raskolnikov ve Ömer yer alıyordu. Suç ve Ceza ve İçimizdeki Şeytan üzerinden gelen bu iki karakter, düşünce ile eylem arasındaki gerilimi temsil ediyordu. Merdivenlerin orta kısmında Ravi, gölgede Hiç ve en alt basamakta Münzevi vardı. Ben ise merdivenlerin başlangıcında, bu yapının hem dışında hem içinde duruyordum. Bu düzen, aslında bir karşılaşmadan çok bir
Mayıs ayı okuma özeti
Mayıs ayında farklı disiplinlerden beslenen altı kitapla oldukça verimli bir okuma süreci geçirdim. Bu ayın okumaları; insan psikolojisinden toplumsal eleştiriye, felsefeden edebiyata uzanan geniş bir düşünce yolculuğu sundu. 📖 Kimbilir? ile insanın kendini anlama çabasına dair derin sorularla karşılaştım. 📖 Psikolog Olmayanlar İçin Psikoloji, psikolojinin temel kavramlarını gündelik hayatın içinden örneklerle yeniden düşünmemi sağladı. 📖 Gösteri Toplumu, modern dünyanın görüntüler ve tüketim üzerinden nasıl şekillendiğini çarpıcı bir şekilde ortaya koydu. 📖 Aristoteles’in Magna Moralia'sı erdem, mutluluk ve iyi yaşam üzerine klasik ama hâlâ güncelliğini koruyan fikirler sundu. 📖 Uyuyan Adam, modern insanın yabancılaşmasını ve hayattan geri çekilişini sade ama etkileyici bir anlatımla ele aldı. 📖 Sivil İtaatsizlik ise bireyin vicdanı ile otorite arasındaki ilişkiyi sorgulatarak özgürlük ve sorumluluk üzerine düşündürdü. Bu ayın ortak teması benim için; insanın kendisiyle, toplumla ve otoriteyle kurduğu ilişkiyi yeniden sorgulamak oldu. Her kitap farklı bir pencereden baksa da hepsi insanın anlam arayışına ve yaşamı nasıl yaşaması gerektiğine dair önemli izler taşıyordu. Mayıs ayını 6 kitapla kapatırken geriye birçok not, altı çizili satır ve üzerine uzun uzun düşünmeye değer fikirler kaldı.
1000Kitap
3 No'lu Şiir
Yaralıyım dedikçe tekrar vurdu hançeri. Bulmuştu sırlarımdan vurulacağım yeri. Acıması yok gibiydi Firavun'dan hallice. Kimse kıymadı bana,yoktu onun benzeri. Gözleri gözlerime denk düşünce erirdim. Ömrümden pay istese düşünmeden verirdim. Oysa kıymet vermezdi onunla hayallere. Uzaktan ters bakardı uzattığım ellere. Umutlara sarılıp bekledim ömür boyu. Onun bana vaadi düştüğüm derin kuyu. Yusuf'un kaderinde bir kervan gizlenmişti. Benimse istikbalim dost edinmekti suyu. Ahmet
1000Kitap
El Kirleten Aynalar
Mürekkep kokusundan yağ kokusuna giden yol, insanın kendi içine yaptığı en uzun yolculuklardan biridir. İletişim fakültesinin o havadar, teorik koridorlarında gazetecilik okurken, dünyayı kelimelerle değiştirebileceğime inanırdım. Anadolu Ajansı’nın o telaşlı, resmi havasında haber peşinde koşarken de öyleydi. Ama bir gün, içimdeki o ses çok daha gür çıktı: Gitmek gerek. Yurtdışı planları, pasaportlar, yeni bir hayat hayali derken kendimi bir anda gitmenin değil, kalmanın tam merkezinde, İstanbul’un o devasa, uğultulu oto sanayi sitelerinden birinde buldum. Abimin "Senin konuşma ve ikna kabiliyetin güçlü, gel birlikte hareket edelim," teklifi, beni o güne kadar hiç bilmediğim bir dilin içine fırlattı. İlk üç ay sadece bir vitrindim; temiz kıyafetlerle müşteri karşılıyor, kelimelerimi parlatıyordum. Ama sanayinin ruhu öyle bir şeydir ki, sadece izleyerek duramazsın. O demirin, motorun, yağın kokusu bir kez ciğerine doldu mu, elini o kire bulamak istersin. "Ben bu işi kendim de öğrenebilirim" dedim. Ceketimi çıkardım, tulumu giydim. Çıraklık yaptım, anahtar tutmayı öğrendim; kalfalık yaptım, motorun sesinden derdini anlamaya başladım. Tam beş yıl sürdü o tezgâhtan geçmek. Beş yılın sonunda artık sadece konuşan değil, söken, takan, tamir eden bir usta olmuştum. Kendi servisimi açtığımda ise artık tamamen buralıydım; İstanbul’un ritmine, sanayinin o kendine has raconuna ayak uydurmuş bir esnaftım. Sanayide her gün yüzlerce insan görürsünüz. Arabasına gözü gibi bakanı da, onu sadece bir teneke parçası olarak göreni de. Ama insan sarraflığı, o haber odalarından ziyade bu dükkânın beton zemininde öğreniliyormuş, bunu geç de olsa anladım. Bir de "ahlak" denilen o ince çizgi vardı ki, onun bazen ne kadar kolay esnetilebileceğini, komşumuz Berat’ın Mercedes E200’ü dükkâna
Duygu ve Düşünce