Ölüm ise hep sessiz, hiçbir şey söylemiyor, kendine ait bir dili yok. Bu kadın göğüslerini andıran iki tepenin ortasında, kötü döşenmiş bir apartman dairesinde, otuz yaşındaki bir kadın, hiç doğurmadığı bebeğin yerine bir ölüm büyütüyor ve tamamlanmamış bir hayatın yerine onu bıralayor
Sıkı sıkı yapışabileceğim, bağlanabileceğim bir şeyler aramıştım sürekli. Yaşamı yaşamaya değer kılacak bir inanç, bir düşünce, bir insan olmalıydı bir yerlerde.Bir sokaktan diğerine, bir kitaptan ötekine, bir bakıştan bir başka bakışa hep bu acınası, saf, tehlikeli inançla koştum durdum.
Hayatımın hep bir kaybetme korkusu ile dolu olduğunu şimdi anlıyordum. Nesnesi olmayan bu ezici kaybetme duygusu, gerçek kayıplardan çok daha fazla acı vermişti çünkü neyi kaybettiğimi ya da neyi aradığımı bir türlü bilememiştim.
Acı hep vardır, hep devam eder. İnsan kendisi olduğu ve kendisi olmaya katlanamadığı için belki de.
Sürekli geçen, durdurulamayan zamanı doldurmak için.