Hiçbir şey bilmemiş olsaydım ne kadar iyi olurdu, diye düşündüğü zamanlar da olmuştu. Ancak, ne olursa olsun, bilmenin bilmemekten daha iyi olduğu onun temel düşüncesiydi, yaşam karşısında aldığı tavırdı; bilginin cehaleti yenmesi . . . "Ne kadar şiddetli bir acıya sebep olursa olsun, ben bunları bilmek zorundayım. Çünkü insan ancak bilgiyle güçlenir."
Feyyaz Yiğit'in absürdizm üzerine inşa edilen evreninde yolculuğumuz bizi belirsiz bir zaman ve yerdeki bir mahalle kahvesine taşıyor. Her bir karakterin kendisiyle ve dış dünyayla kurduğu ilişkiler bağlamında çok şey ve hiçbir şey söylemedikleri, bireysel tükenişlerin toplumsal bütünleştirme çabaları ile harmanlandığı aşure tadında bir anlatıyı sunuyor önümüze. Aşure diyorum çünkü kimi zaman kekremsi tatlar alırken kimi zaman tatlı tonlar karşımıza çıkıyor. Tıpkı hayatın kendisi gibi diyerek büyük cümleler kurma küçüklüğü ile incelememi bitiriyor, Feyyaz Yiğit zihnine saygılarımi sunuyorum.
Neden manasız fa kat gerekli her şey, mana ve gereksizlikle ağzına kadar dolduruluyor? Sosyal çevremizde ağırlığı olan hiçbir şeyin kalplerimize nokta kadar tesiri yok.