h

h
@dervisgonulluler
İhtirasları ve dıştan gelen ayartmalar yüzünden bir o yana bir bu yana yalpalayan insan, sürekli olarak çokluk içinde kaybolma tehdidi altındadır. Tasavvuf bu hareketi tersine çevirir. Bu birlik (vahdet), bu kendi merkezini bulma, topluluk içindeki en yoğun ve en canlı faaliyetin birinci şartıdır.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Sen seni kendisine bağlayan bütün şeylerden bağını koparıp da kendi zatının cevherine eriştiğim zaman, Vahdaniyet (bir olan Allah) için, bütün kainatta senden daha mükemmel hiçbir tecelli makamı mevcut olmaz… Zaten sana ait olan bütün ilahi vasıflardan ve yaratılmış ilahi isimlerden hiçbiri artık sana bağlı değildir. İnsanın bu hali, bütün mevcudat içinde Vahdaniyetin en mükemmel tecelli yeridir.
Rönesans’tan bu yana bizim Batı toplumlarımızda insan, yalnızlığa ve diğer insanlar karşısında tek başınalığa mahkûm edilmiştir. Bu da “Amerika’yı işgale giden İspanyol maceracılar” döneminden (birbirleriyle iletişim kurmayan) “yalnız kalabalıklar”a kadar durmadan azgınlaşan bir bireycilik yüzünden olmuştur. Pazar ekonomisindeki vahşi rekabetin artışı, reklam ve “pazarlama/marketing” işinde en kaba ifadesini bulan ihtirasların kamçılanması teknikleriyle, bireycilik iyiden iyiye şişirilmiş, bencil arzuların yapay ihtiyaçları insanlara gerçek ihtiyaçlarmış gibi dayatılmış ve bu sistem yoksulların en ufak bir vicdan azabı duymayanlar tarafından ezilmesine sebep olmuştur. Bu sistem ister istemez şiddeti doğuruyor. Çünkü bu hırsları kamçılama tekniklerinin kendilerinde oluşturduğu arzu ve dizginsizlik yüzünden hayal kırıklığına uğramış yığınlarca genç var. Bu gençler içinde bulundukları toplumda şunu görüyorlar: Servet veya bilgiye miras yoluyla konan kaymak tabaka, spekülasyon ya da hile ve düzenlerle yasal yoldan, ceza da görmeksizin her gün servetlerine servet katıyor. Dolaylısıyla da, onların mallarını doğrudan doğruya şiddete başvurarak ele geçirmeye yeltenenlerin sayısı git gide artıyor.
İnsanoğlu sadece değiştirip başkalaştırmaya değil, ulvileştirmeye de muktedir olduğu bir dünyada yaşamaktadır. Ne zaman ki bir toplum bu ulvileşme/yücelme ihtiyacını artık hissetmez olur, işte o zaman çözülüp dağılır.