Rönesans’tan bu yana bizim Batı toplumlarımızda insan, yalnızlığa ve diğer insanlar karşısında tek başınalığa mahkûm edilmiştir. Bu da “Amerika’yı işgale giden İspanyol maceracılar” döneminden (birbirleriyle iletişim kurmayan) “yalnız kalabalıklar”a kadar durmadan azgınlaşan bir bireycilik yüzünden olmuştur. Pazar ekonomisindeki vahşi rekabetin artışı, reklam ve “pazarlama/marketing” işinde en kaba ifadesini bulan ihtirasların kamçılanması teknikleriyle, bireycilik iyiden iyiye şişirilmiş, bencil arzuların yapay ihtiyaçları insanlara gerçek ihtiyaçlarmış gibi dayatılmış ve bu sistem yoksulların en ufak bir vicdan azabı duymayanlar tarafından ezilmesine sebep olmuştur. Bu sistem ister istemez şiddeti doğuruyor. Çünkü bu hırsları kamçılama tekniklerinin kendilerinde oluşturduğu arzu ve dizginsizlik yüzünden hayal kırıklığına uğramış yığınlarca genç var. Bu gençler içinde bulundukları toplumda şunu görüyorlar: Servet veya bilgiye miras yoluyla konan kaymak tabaka, spekülasyon ya da hile ve düzenlerle yasal yoldan, ceza da görmeksizin her gün servetlerine servet katıyor. Dolaylısıyla da, onların mallarını doğrudan doğruya şiddete başvurarak ele geçirmeye yeltenenlerin sayısı git gide artıyor.