Belki mutluluğun şartlarından biri, durum analizi yapmak istememektir. Çünkü her türlü tanımlama girişimi mutluluk durumunu öldürecektir. Belki bilerek mutlu olmak mümkün bile değildir. Belki mutluluk geriye dönük olarak, sadece yitirdikten sonra anlaşılabiliyordur.
Sefalet yüklü hatıralar, edebiyatta epey yerleşik bir türdür ama mutluluk temelli bir muadili yoktur (hatta mutlu bir çocukluk, bir yazar için ciddi bir engeldir). Görünüşe göre, sadece ıstıraplı deneyimler esin kaynağı olabilmektedir.
Tabii pek çok kimse her şeyi birden istemenin saçmalığının da farkında artık. Ama o zaman başka sorular doğuyor: Bu kadar ölçüsüz beklenti nereden çıktı? Başka seçenek var mı? Varsa nasıl erişilebilir? Geçmiş ve bugünün büyük zekâları işe yarar herhangi bir öğüt veriyorlar mı? Söylediklerinde bir fikir birliği var mı? Varsa nedir ve 21. yüzyıl yaşantısına nasıl uygulanır?