Demek ki doğa, duyarsız yaklaşıldığında kendi gerçekliği içine kapanıp gizli, anlaşılmaz, yarı karanlıkta kalmış bir düşünce olarak karşımıza çıkıyor; kusursuz bir insanı incelemek arzusuyla neşteri alıp içini yarmak ve sonuçta iğrenç bir insanla karşılaşmak gibi bir şey olsa gerek bu.
“Ne garip bir dünyada yaşıyoruz” diye geçirdim içimden. Kader ne tuhaf ve anlaşılmaz oyunlar çıkarıyor önümüze!
Arzularımıza kavuştuğumuz zamanlar da oluyor mu acaba? Gücümüzün kesinlikle yeteceğini düşündüğümüz her amaca erişebiliyor muyuz sanki ? Bir de bakıyorsunuz işler ters gitmiş. Kader kimine, üzerlerine binip dünyayı umursamaz bir kayıtsızlıkla gezsin diye harika güzellikte atlar verir ama o bundan bihaberdir; kimi de kalbi at tutkusuyla yanarak yayan gider ve önünden geçerlerken onları imrenerek seyretmekle kalır.
Güzellik mucizeler doğurur. Güzellik, içinde barındırdığı tüm manevi kusurları nefret uyandırmak yerine tuhaf bir şekilde çekiciliğe dönüştürür; eksiklikleri bile sevimli görünür.