Bunu anlamadığınızı biliyorum. Benden nefret ettiğinizi de. Ama yakında Brant’in sırrını siz de öğreneceksiniz. Bunu daha fazla saklayamam. Öyle sessizce kalmayacak, tıpası çekilip uğultusu havayı doldurmaya başlayıncaya kadar sessizce çığlık atmaya devam edecek. Ve bir kere gerçeği öğrendiğinizde, anlayacaksınız.
Aynı şeyi siz de yapardınız.
Normal bir kişi değildim. Bunu biliyordum. İlginçliklere alışıktım. Bunun şirin olması gerekiyordu. Ama sabah sabah saçımı fırçalarken düşünüyorum... Yansımamla yüz yüze geldiğimde... gözlerime baktığımda... sadece yalnız olduğumu düşünüyorum. Yalnız ve umutsuz olduğumu; korunmak, sevilmek ve arzulanmak istediğimi...
“Hiç incindin mi?”
“Şimdiye kadar değil.” Bana o kadar uzun süre gözlerini kaçırmadan baktı ki sanki kelimelerinin arasında söylenmemiş bambaşka sözler varmış gibiydi. Sanki onun yıkımına sebep olacağımdan emin olsa da iki eliyle kalbini bana veriyormuş gibiydi.
Ben bu aşk için savaşacağım. Yalan söyleyeceğim. Çalacağım. O, bunların hepsine değer.
Bu aşk, söylenmemiş tüm gerçeklere değer. Gizli kalmış yalanlara değer.