"Benim edebî ilgi alanım yok, ben edebiyattan ibaretim; başka hiçbir şey değilim, olamam."
- Franz Kafka
İçimde aniden beliriveren Kafka özlemini nasıl dindiririm diye düşündüm. Sınavıma az kaldığı için Kafka okuyamazdım. Çünkü Kafka' yı okurken kitabı bırakırken vicdan azabı çekiyorum. Bırakamıyorum. Okuyamacaksam nasıl dindirebilirdim peki bu özlemi?
Kendisini arayamazdım. Ölsem öteki dünyada karşılaşma ihtimalimiz de pek zayıf. Üstelik o yahudi ben müslüman. Üstüne üstelik ölümü ile aramızda 98 yıl var. Zaten bunları geçsem yine karşılaşsam bana pas vermezdi zannımca. Çünkü bu dünyada kavuşamadığı Sevgili Milena jesenska ile vakit geçirir muhtelemen. Ben de o zaman son okuduğum kitabının incelemesini yapayım dedim. İyi mi yaptım bilmiyorum ama bunu yapmak zorundaydım kıymetli dostlarım.
Açlık Sanatçısı Franz Kafka’nın 4 öyküden oluşan kitabıdır.
İlk Acı , Küçük Bir Kadın, Açlık Sanatçısı, Josephine, Şarkıcı ya da Fare İnsanlar.
Ben Açlık Sanatçısı' ndan bahsedeceğim.
Açlık Sanatçısı adlı hikaye, Kafka'nın ölmeden önce yayınlanan son eseri olarak da bilinmektedir. Kafka, bu hikayesinde, bir kafeste günlerce aç kalarak şehrin göbeğinde gösteri yapan bir adamın öyküsünü anlatmaktadır. Hayatını yalnızca bu yolla idame ettiren bir sanatçının öyküsüdür bu aynı zamanda. Beslendiği, hayat bulduğu, nefes aldığı dünya bunun üzerine kurulmuştur onun için. Bu yüzden de kafese girmek, orada günlerce aç kalmak, Sanatçının neredeyse dört elle sarıldığı bir istekle/hevesle gerçekleşir. Bu, “Sanatçı” denilenin, “Sanat” yapanın, hayat içerisindeki bir nevi tasviri olarak çıkarılmaktadır karşımıza, yazar tarafından. Kendi ruh durumu asıl besin kaynağı olan bu yaşam tasviri, yazarın büyük eserlerinde de zirveye ulaştığı görmekteyiz. Kafka Bey bu hikayede ironi üzerine ironi